S O Y L U E D E B İ Y A T

Louis ARAGON.

Louis ARAGON (1897-1982)

Fransız şair, romancı ve deneme yazarı. 3 Ekim 1897’de Fransa’da doğdu. Fransız edebiyatının şair ve yazarlarındandır. Tıp Fakültesinde okuyan sanatçı, Birinci Dünya Savaşı'nın son yıllarında silah altına alındı. İkinci Dünya Savaşı'nda Alman işgaline karşında direnişçiler arasında yer aldı. Bugünkü Fransız ozanlarının en önemlilerinden biri olan Aragon, yapıtları kadar siyasal eylemci ve komünizm yanlısı yaşam biçimiyle, ve direnişin bayrağı olan şiirleriyle tanındı. Charkov'da toplanan devrimci yazarlar kurultayına katıldı. J.R. Bloch'la birlikte toplumcu değerleri savunan akşam gazetesi 'Ce Soir'i kurdu. Akademie Goncourt üyeliğinde bulundu. 24 Aralık 1982'de Paris'te öldü

Ülkemizde “Mutlu Aşk Yoktur” adlı şiiriyle tanıyıp sevdiğimiz Aragon, ‘Dada’ akımının öncüleri arasında sayılıyordu, sonradan Breton, Soupaux ile birlikte bu yüzyılın en önemli şiir akımı olan Sürrealizm'in kurucularından biri oldu. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ise "toplumcu gerçekçi" bir sanat anlayışını benimseyerek Fransız şiirini etkisi altına aldı. Bugüne değin şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak 61 kitap yayımladı. Le Paysan de Paris adlı romanı, gerçeküstücülüğün en önemli örneklerindendir.

Yapıtları:

Şiir:
Sevinç Alevi (Feude Joie, 1920)
Sürekli Hareket (Le Mouvement Perpetuel, 1926)
İşkenceye Uğrayan İşkenceciler (Persecte Persecuteur, 1931)
Yaşasın Urallar (Hourra I'Oural!1931)
Elsa İçin Şarkılar (Cantique a Elsa, 1942)
Les Yeux d'Elsa (Elsa'nın Gözleri,1942)
Grevin Müzesi (Le Musee Française, 1943)
Fransız Diana (Fransız Diana, 1945)
Bitmemiş Roman (Le Roman İnacheve, 1956)
Elsa (1959)

Roman:
Gerçek Dünya (Les Communites, 6 ciltten oluşan bu kitap 1949 ila 1951 yılları arasında yayımlandı
Anicet ya da Panorama (Anicet ou le Panorama 1921)
Libertinaj (Le Libertinage, 1924)
Basel'in Çanları (Les Cloches de Bale, 1934)
Kibar Semtler (Les Beaux Quartiers, 1936)
Üst Zümre Yolcuları (Les Voyageurs de I'Imperiale, 1942)
Aurelien (1944), Kutsal Hafta (La Semaine Sainte, 1958)
Ölmeye Mahkum Etme (La Mise a Mort, 1965)
Blanche ya da Unutuş (Blanche ou I'Oublie, 1967)


Düzyazı/Deneme:
Paris Köylüleri (le Paysan de Paris, 1926)
Üslup İncelemesi (Le Traite de style, 1928)
Toplumcu Gerçekçilik İçin (Pour un realisme Socialiste, 1930)
Komünist İnsan (L'Homme Communiste, 1946)
Stendhal'ın Işığı (La Lumiere de Stendhal, 1954)




Şiirlerinden Örnekler


ELSA’YA ŞİİRLER'den

Sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin
Zaman kadındır ister ki
Hep okşansın diz çökülsün hep
Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış
Bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi

Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanın işkencesi
Buysa daha beterdir giderilmemiş istekten bitmez tükenmezcesine

Göz susuzluğundan sen yürürken odada
Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklin ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgilim dokunurluğun erimi dışında bugün sevgim

Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum solup alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adimin

Sana büyük bir sır söyleyeceğim her söz
Dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında

İşte bunun için diyorum ikide bir seni seviyorum diye
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali
Kaba konuşmamdan gücenme benim bu konuşma
Ateşte şu tatsız gürültüyü çıkaran sudur o kadar

Sana büyük bir sır söyleyeceğim bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Ve bilek söner yeni ağırlığından gözyaşlarının

Sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden

Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim

Çeviri: Sait Maden



ELSA'NIN GÖZLERİ

Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde

Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer
Yaz meleklerinin eteklerinden bulutlar biçer
Göklerin en mavisi buğdayların üzerinde

Karanlık bulutları boşuna dağıtır rüzgâr
Göklerden aydındır gözlerin bir yaş belirince
Camin karılan yerindeki maviliğini de
Yağmur sonu semalarını da kıskandırırlar.

...............

Ben bu radiumu bir pekbilent taşından çıkardım
Benim de yandı parmaklarım memnu ateşinde
Bulup bulup yeniden kaybettiğim cennet ülke
Gözlerin Peru'mdur benim Golkond'um Hindistan'ım

Kâinat param parça oldu bir akşam üzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın
Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa'nın
Gözleri Elsa'nın gözleri Elsa'nın gözleri.

Türkçesi : Orhan Veli KANIK



MUTLU AŞK YOKTUR

Hiçbir şey elinde değildir insanin:
Ne gücü, ne güçsüzlüğü, ne de yüreği.
Açtığını sansa da kollarını, gölgesi bir haçtır onun.
Paramparça olur avucunda sımsıkı tuttuğu mutluluk.
Bir garip, bir acili boşluktur günleri.
Mutlu aşk yoktur.

Bir başka kader için giydirilmiş
Silahsız askerlere benzer hayati.
Çaresiz, kararsız kaldıktan sonra akşamları,
Neye yarar ki sabahları erkenden uyanmaları.
Söyle bunları bir tanem, tut gözyaşlarını.
Mutlu aşk yoktur.

Güzelim, sevgilim, kanayan yaram benim.
Yaralı bir kuş gibi taşırım yüreğimde seni.
Ve onlar bakarlar bilmeksizin, geçerken biz,
Tekrarlayıp ardımdan benim ördüğüm sözleri:
Ve apansız ölürler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur.

Vakit yok artık öğrenmeye hayati.
Ağlasın birlikte yüreklerimiz gün ışıyıncaya dek.
Küçümencik bir şarki için bile nice mutsuzluk gerek.
Bir ürperişi bile nice pişmanlıkla ödemek.
Bir ezgi için bile nice gözyaşları dökmek
Mutlu aşk yoktur.

Hüsranla bitmeyen aşk yoktur.
Yara açmayan aşk yoktur kalpte.
İz bırakmayan aşk yoktur insanda.
Ve tıpkı senin gibidir vatan aşkı da.
Gözyaşlarına boğulmayan aşk yoktur.
Mutlu aşk yoktur.
İkimizin aşkıdır bu gene de.

Türkçesi : Orhan SUDA



ŞİİR SANATI

Mayıs'ta ölmüş dostlar için
Sadece ama sadece onlar için
İncelik olmalı kafiyelerimde
Göz yaşlarım gibi silahların üstünde
Ve tüm yaşayanlara
Değişse de rüzgarla
Ölüler adına orda bilensin dursun
O beyaz silahı pişmanlık duygusunun
Evli sözcükler yara almış sözcükler
Suçun basbas bağırdığı kafiyeler
Dibinde çıkararak acı bir hikayenin
Çifte su sesini küreklerin
Hem yağmur kadar adi
Parlayan bir cam gibi
Sanki geçitte ayna
Ölen çiçek bluzda
Çocuğun çemberle oynaması
Ayin ırmakta yansıması
Dolaptaki güve otu
Bellekteki bir koku
Kafiyeler kafiyeler orda duyarım
Kırmızı ısısını kanın
Bize hatırlatın bunu
İnsanlar kadar zalim olduğumuzu
Ve yüreğimiz gücünü yitirdi mi
Unutkanlık uykusundan uyandırın bizi
Sönmüş lambayı yakın yeniden
Yine ses gelsin boşalan kadehlerden
Ben hep şarki söylemekteyim orda
Mayıs'ta ölen dostlarım arasında


Çeviri: Gertrude Durusoy, Ahmet Necdet



BIRAKIP GİTTİN BENİ

Bırakıp gittin beni bütün kapılarda
Bütün çöllerde tek başıma kodun
Şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
Vardığım hiç bir yerde değildin
Sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
Hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
Denizde dalgakırandan da boş boşluğunu bir günün
Seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

Bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
Her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
Düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
Düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

Başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
Bana bakıp görmediğin için
Ben yokken içini çektiğin için

Ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen


ELSA'YA İLAHİ

Sana dokunuyorum tenini seyrediyorum ve sen nefes
alıyorsun
Ayrı yaşadığımız günler çoktan kaldı geride
Yanımdasın giriyorsun çıkıyorsun ve bana nüfuz
ediyorsun
güzel günler için de kötü günler için de
Ve hiçbir zaman böylesine uzak kalmadın bana kendi
isteğimle

İkimiz kavuşacağız harikalar ülkesinde
Rengi koşulsuzluk olan o gerçek mutluluğa
Ama yeniden doğuyorum ikimiz aklıma geldiğinde
Ve eğer dert yanarsam kulağına
Elveda kelimeleri gibi bir şeyi sakın duyma

O şimdi uykuda uzun uzadıya sessiz kalışını
dinliyorum
Sarmışım kollarımla onu ama bununla birlikte
O yok orada yine ve ben iyice tek başıma
Daha yakın durduğum için onun esrarına
Bir satranç oyuncusuyum sanki taşlara bakınca
kaybedeceğimi anlıyorum

Koparır alır gibi olur onu yokluğun elinden gün ışığı
kendisinden güzel ve daha çekici olarak teslim
eder bana
Karanlıktan geriye güzel kokular kalır onda
Sanki beş duyunun rüyası
Aslında daha karanlıktır onu taşıyan gün ışığı

Elimizi tırmalayan her günkü dikenli yollarda
Hayat geçip gidecek başdöndürücü bir türkü gibi
Susuz bırakıyor gözlerin beni içmedim hiçbir zaman
kana kana
Gökyüzüm umutsuzluğum kadınım
On üç sene bekledim senin türkülü suskunluğunu
sabırsızlıkla

İstiridyeler denizi tescil ederler
Bende sarhoş tuttum gönlümü on üç sene on üç kış
on üç yaz
Titreyerek geçirdim boş düşlerin peşinde on üç senemi
On üç sene tırmanıcı yabaniyasemin misali
Efsunlayarak önledim kendi ellerimle yarattığım
Tehlikeleri

bugün 4 ziyaretçi (136 klik) burdaydı!
geri git ileri git hakkımda


online
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol