S O Y L U E D E B İ Y A T

Alfonsina STORNİ

Alfonsina STORNİ (1892-1938)

1892 Yılında İsviçre'de Sala Capriasca'da doğdu. Ailesinin bir tarafı İtalyan diğer tarafı İsviçrelidir. Alfonsina dört yaşından iken ailesi Arjantin’e göç etti. Babasının ölümünden sonra, ailesinin geçimine katkıda bulunabilmek için çok değişik işlerde çalıştı. Bir yıl boyunca tiyatro oyuncusu olarak Arjantin'i dolaştı. 1910 Yılında öğretmenlik diploması alarak san Juan'daki bir ilkokulda öğretmenliğe başladı. Ayni yıl ilk şiir kitabını yayımladı ve dönem sonunda Buenos Aires'e gitti. 1912 de evlilik dışı bir oğlu oldu. Devlet okullarında ve gazetelerde çalışarak geçimini sağladı.

Bir çok şiir ödülü kazandı ve 1923'te "edebiyat profesörü" oldu. 1935'te meme kanseri nedeniyle ameliyat oldu. Üç yıl sonra kanser yineledi. 25 ekim 1938'de Alfonsina, Mar del Plata'da kendisini okyanusa atarak intihar etti. Storni, duygusal şiirleriyle ünlendi. Şiirleri, şaşırtıcı, ironik uzanımlı ve karamsar görünümleriyle şiir sanatı için klişe haline dönüştüler.


Yapıtları:
Gül Fidanının Huzursuzluğu (1916)
Seçilmiş Şiirler (1940)
Şiir Sanatı


Şiirlerinden Örnekler


UYUMAYA GİDİYORUM (İNTİHAR ŞİİRİ)

Çiçeklerin dişleri, çiylerin saç filesi,
elleri şifalı otların, sen, mükemmel ıslak hemşire,
hazırla benim için dünyevi çarşafları
ve kuştüyü yorganını yolunmuş yosunların.

Uyumaya gidiyorum hemşirem, yatağa yatır beni.
baş ucuma bir lamba koy;
bir yıldız kümesi; ya da nasıl istersen;
her şey olur; birazcık kıs ışığını.

Yalnız bırak beni: duyuyorsun tomurcukların yarılıp açıldığını. . . .
göksel bir ayak sesi sarsıyor seni yukarıdan
ve bir kuş çiziyor bir izleği senin için

öyleyse unutacaksın. . . . .Teşekkürler. Ah bir isteğim var senden
eğer o adam telefon ederse yine
söyle ona gittiğimi, bir daha aramasın. . . .



GECEDE DENİZ FENERİ

Uzay siyah bir küre,
deniz siyah bir disk.

Deniz feneri yanıyor
güneşten yelpazesi sahilde.

Dönerek sonsuzca gecede
kimi arayıp duruyor

Ararken ölümlü kalp
beni, benim göğsümde?

Bak siyah kayanın
çivilendiği yere.

Bir karga durmadan oyar
ama bir daha kanamaz.



GELDİLER

Bugün annem ve kız kardeşim
geldiler beni görmeye.

Uzun zamandır yalnızdım
şiirlerimle, gururumla. . . neredeyse hiçbir şeyle.

Kız kardeşim -büyüğü - yetişkin olanı,
sarışındır. Güçlü bir düş
geçip gider gözlerinden: söyledim küçüğüne
"Hayat tatlıdır, kötü olan her şey bitip gider."

Annem gülümsedi, bir bakışta ruhların ta içini
gören biri gibi;
iki elini birden koydu omuzlarıma,
uzun uzun yüzüme baktı. . . .
ve gözlerimden fışkırdı göz yaşları.

Yemek yedik birlikte evin
en sıcak odasında.
Bahar göğü. . . .onu seyretmek için
Bütün camlar açıldı.

Ve bir süre konuştuk sükunetle
çok eski ve unutulmuş şeylerden,
kız kardeşim -en küçüğümüz-keserek sözü dedi ki:
"kırlangıçlar havalanıyor bizden."

Saat on. Oda yarı karanlık.
Kız kardeşim uyuyor, eli şakağında; yüzü
bembeyaz olduğu halde, yatak beyazdan daha beyaz,
ışık, biliyormuş gibi, kendini hemen hemen hiç göstermiyor.

Gömülüyor yatağa, pembemsi meyvenin daldığı
gibi, yumuşak otların derin döşeklerine.
Rüzgâr okşuyor göğüslerini, dikleştiriyor onları
ısrarla dokunarak, geçip giderken saniyelerin geçişi gibi.

Örtüyorum usulca üstünü beyaz örtüyle ve saklıyorum
sevgili ellerini korumak için havadan. Parmak uçlarıma
basarak kapatıyorum yatağına yakın bütün kapıları,
pencereyi açık bırakıyorum, perdeleri çekiyorum, hazır

olsun gece için. Dışarıda ne kadar çok gürültü, insanı boğan:
kavgacı adamlar, kadınlar suyu çıkmış dedikodularıyla.
Nefret birikiyor artarak, dükkanların kepenkleri çarparak
kapanıyor. Ah sesler, durun! Dokunmayın kardeşimin yuvasına.

Şimdi kız kardeşim örüyor ipekten kozasını
Tıpkı bir ipekböceği gibi. Kozası bir rüya.
Dokuyor bir tohum kabuğu altın bir pırıltının iplikleriyle.
Onun hayatı bahar. Benimse yazın öğle sonrası.

Onun gözlerinde sadece on beş ekim var
ve bu yüzden pırıl pırıl gözleri, berrak, ve temiz.
Sanıyor ki leylekler ruhlar dünyasının garip ülkelerinden
uçarak getirirler küçük kırmızı ayaklı sarışın çocukları. Kimdir

bu içeri girmeye çalışan? Sen misin o, şimdi, tatlı rüzgâr?
Onu görmek mi istiyorsun? İçeri gel. Ama önce birazcık
serinlet alnımı benim. Kardeşimin içine girdiğini hissettiğim
sakin havuzu sakın buza kesme. Dizginsiz bir arzuyla

ister onlar içine akmayı ve orada kalmayı, senin gibi,
hayranlıkla seyrederek bu beyazlığı, şu sımsıkı yanakları,
yalın sözlerle konuşan gözlerinin altındaki bu güzel
yuvarlakları. Rüzgâr, görmek istiyorsan onları, çökerek

dizlerinin üstüne, ağla. Eğer gerçekten seversen onu,
çok iyi davran ona, yaralayıcı ışıktan sıyrılabilsin diye.
Dikkat et sözlerine ve niyetine. Onun ruhu balmumundan
ya da ağaçtan yapılmış gibidir, ama haşince seversen gelir sonu.

Geceleri seyrettiğin şu yıldız gibi ol gözleri camsı ipliklerin
içinden süzülerek geçen. Bu yıldız ovuşturur kirpiklerini,
dönerek bir kedi gibi, sessizce gökyüzünde, ve hiçbir şey
uyandırmaya kıyamaz onu uyuyorken yatağının içinde.

Uç, eğer becerebilirsen, kar altındaki ağaçların arasında.
Acı kardeşimin ruhuna! Bak nasıl da lekesiz.
Acı ruhuna onun! Ben her şeyi biliyorum, fakat o
bir melek gibi saf, bilmiyor hiçbir şey ve bu onun kaderi.

bugün 11 ziyaretçi (29 klik) burdaydı!
geri git ileri git hakkımda


online
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol