S O Y L U E D E B İ Y A T

ANASAYFA





tenimde ölü bir akrep silueti

 

teninin atlasında kıvranan akrep kendine akıtır zehrini

çölünde kızgın iklimlerin kum taneleri avuçlarından akan

 

oradan baktım…

 

yatağımda bakir iç çekişlerin ölü süsleri

zamanın kadrajında küf tutan

tenimde ölü bir akrep silueti

 

yaram: hazzına eğinen ruh ve beden

sarnıcı yokluğuna dolan bir imkansızlık haliydi sevişmelerim

 

şöyle başladı hikayem:

 

tene verilmiş ideolojik muhtıra:ayıp;tek kimliğim:ideolojim

düşkadın kokusu: iliklerimde boğduğum nefesin, bilmediğim

 

beyazdı ışığın rengi,siyahın kuşattığı yerden

tenime saplanan acının diliyle yürüdüm geceyi,

sığınıp hülyasına belleğimin,çiğnedim aşkın iffetini

odalarda ahşap,

bacaklarının kuytusunda sıcak kadın kokusu…hiç bilmediğim

ah o billuri yanan ateş

dokundum teninin ıslaklığına,damarlarımda akan  kan değildi

yaprağının titreyen dili avuçlarımda

koparıp dilimdeki ezgisini piç bir yalnızlığın

sesine kattım, zevkin doruklarında inleyen çığlıklarının  

 

ideolojik ahlâk:duygusal,cinsel hiçliğin tapıncı

tenkadın kokusu:dokunmadığım sıcaklığında kökleşen acı

 

memelerin avuçlarıma düşen kızgın ihtirasıydı teninin

uçlarında mor halkalar

dudaklarımda taze kiraz sertliğin

dilimde sancılı sıcaklığı

dünyanın en güzel yemişinin…

bu yangın bu çıldırtan kadın kokusu yumuşak yerlerinin,

dilimin ucundan akıyor zevkten inleyen şelalelerin

sarsılıyor ruhtenim;çekiyorum içime her zerresini nefesinin,

akıyor köpük köpük okyanusuna

çoğalıyor rahminin sıcağında yok mısralara sığdırdığım düşlerim

 

ideolojik yanılsamayla başlayan doğadışı eylem:

cinsel oruçlarda yoktenin/m:bir onu bilirim

 

dokun…eldeğmemiş bahçemde son ilkbaharımdır ellerin  

dokun ruhumdan damıttığım tenimin tadını al

ağzının çukurlarında emzir açlığımın memesini

dillerimizin raksı utangaç sözüyle dolaşsın bahçesinde şehvetin,

dudaklarınla ıslat teninim sert yalnızlığına düşen matemi

gidecekse bu ten ölüme

dokun,bütün ayıp yerlerime ve öp dilediğince;

yokluğun kasıklarımda bin yıllık kanayan ateşten hece,

soğur iklimim ağzının şehvetli içliğinde …

hangi diline dokunsa tenim, başlıyor kalp ağrısı, diniyor ruhumdaki işkence

 

bütün iklimlerim ideolojik kış’l/a bezenmiş

şimdi düşsem ateşine teninin: uçurumdur

 

bir yol ehlidir şimdi kasıklarının atlasında dilim,

suyuna değsin gözelerinin,tadı yıllanmış şarap kıvamı…içtiğim

med cezirli çığlıklarda bölünürken hücrelerim

kalçaların kasıklarıma yaslı,sarsılıyor terleyen bedenin

çığlığınla yarılıyor ar damarım,

feryadım,  içimden uçurumuna düşen heyelan;

gidecekse bu ten ölüme

bütün ayıp yerlerini öpüyorum doyumsuz…dilimde tadın

can suyu dudaklarından içiyorum hayatı;dokun!

tenimin susuzluğuna vahadır

belinin altından rengarenk akan ırmakların

 

tortusu var hâlâ tinimin derinlerinde ideolojik insan darbesinin

utanırım hayalim teninde gezindikçe:bir onu bilirim

 

dilimde dilinin şarkısı;ay ışığı tenine dalgakıran

martı çığlığıyla ateş denizine dalan ispinozum

uzun gecede ışıl ışıl kor olup,içinin kaygan sıcaklığına akan

ölümü çıkar aradan

tenin tenime değğin, içim içine bal olsun kadın

sarıl,

ruhlarımızın birleştiği bu haz son armağanıdır bize hayatın

 

şöyle bitti hikayem:

 

düşgerimde;hazzın tekil sancısıdır yalnızlık

 

oradan baktım…

 

tenimde ölü bir akrep silueti

  

17 ocak 2011 kırşehir         



politik-sınıfsal-sosyal-psikolojik bir denemem 





                    değilsin
                                    ezilen, yok sayılan kürt* halkına…
anladım… yoksun sen, değilsin
askıya alınmış zamanın sonu
 
vahşetin ateşini okşadıkça zaman; bilirsin,
ölmek:bir sestir duvar yazıtlarında, bir im,
kendini var eden yüzünün anlamında
parçalanmış hayatın izleri…şekilsiz değil kimliğin
tanıdık bir yarasın içine kanayan… tedirgin
rahmindeki acıdan emziriyorsun kendini ;
kabuk tutmayan çığlığa vururken lehçelerin;
aksanın isyan ,sözün bilinmeyen bir dil;
bu gidiş gidiş değil, bu gidiş gidiş değil…
 
anladım…yoksun sen, değilsin
askıya alınmış zamanın sonu
 
tarihin asma katlı odalarında inkâr ile sürgün,
hiçliğin uçurumunda kırılırken ezgisi renklerinin;
yakılı ateşlerde sözün çığlığıdır bedenin dört duvar arası,
şiddetin etiket tasnifisin kardeş ölümlerde çoğalan,
göçün; acının dilbaz serencamına sürüldüğün yerden,
tetiği çekilmiş bir ömrün kıyımlarında büyürken düşlerin …
acı up uzun bir çizgidir alnında derinleşen;
dilinin üstünde mengenesi kardeş dediğin tarihin…
 
anladım…yoksun sen,değilsin
askıya alınmış zamanın sonu
 
hüzün,nice ağlamaklardan siner yüzünün aylasına-ezgin
aşk,oradan yüzyıllardır ruhunda talan; teninde ezberi bozulan
tutkunun gizil nehirleri değil bilirsin, töre sunağıdır;
barbar istilasının izleriyle doğu boynundan akan... 
 
anladım…yoksun sen, değilsin
askıya alınmış zamanın sonu
 
b/eşiğinde kurşun izleri,teninde barut kokusu bebeğinin
nasıl anlatır ki seni acıdan damıtılmamış söz; riyadır ellerim,
gökler de susuyor cinayetine kucağında günah temrinleri;
çoğaltırken kendini mezarlık eskizleri adressiz ölümlerde;
gebe kalıyor inkârın diline hayat...
 
anladım…yoksun sen, değilsin
askıya alınmış zamanın sonu
 

her doğum kendi rahmini kanatır bilirsin;aynada suretin
her ölüm kendine benzer,benliğini acıtan diliyle gelir ihanetin
iffetli sözünün yankısı boşlukta kaybolurken sesinin
her feryat kendine döner ,yabancılaşırken bütün renkler
kendi suyuna kaynayan ocaklarda,yıkanır yok dilinde billuri acılar
bir başına kalınca uzattığın eller,anlarsın:zamanın dalında kırık bir fidesin
ne ölümün ölüme benzer ne varlığın sende olana
 
al şimdi yüklen cehennemi azabını ruhunun dilsiz yüzüne;
katledilirken beş bin yıllık kadim asuri kimliğine..
 
anladım…yoksun sen, değilsin
askıya alınmış zamanın sonu
 
2 aralık 2010 kırşehir






kürdistan’ı  istiyorlar celâli  yıldızlar dahil
 
                                      kürt halkına sevgimle
gecenin içinden kayan yıldızlar değil celâli
bu sarı, bu kuyruklarında iz bırakan ışıklar
bu kerpiç damlarımıza sızan koku,
bu dağlardan inen feryat;
kürdistanı istiyorlar celâli,yıldızlar dahil
 

nehirlerimizin yatağında akan su değil;
bu gri,bu bulanık insan eli ve bu kırmızı sıvının ederi,
düşlerimize dadanan bu hırs/ız/ın belleği,
hiçleyerek  toprağımızın rahmini göğ/s/ümüzde
ateş kusan ejderhaları ;
kürdistanı istiyorlar celâli, yıldızlar dahil


gündüze sürülen bu acı bu katran karası bu siyah
çarşılarımızda ki insan çığırışlarını,ellerin birbirine uzanışını,
kitabelerimizden duyduğumuz sesleri,duvarda ki çalı diplerimizi,
mahalleden geçen sütçünün çıngırağını ve avazını eskicinin;
kürdistanı istiyorlar celâli, yıldızlar dahil,


sokaklarda bu ses bu  paletleriyle geçen dili yabanıl metal gıcırtıları,
evlerimize giren krom ve demir kokusu ve ayakların kiri,
çukurlarında düşüp kanattığımız dizkapaklarımızın
kurumamış kanlarını,birlikte süpürdüğümüz toprak yollarımızı,
dijital gözleriyle girdikleri ev halimizi; çamurdan yaptığımız
damlarımızın mahrem duvarlarını;
kürdistanı istiyorlar celâli,yıldızlar dahil


gökyüzünü yırtan bu canavar düdükleri bu sirenler bu kaos
dipsiz kuyularında yusuf’un inlemeleri ,mezarlık ziyaretleri
ölülerimize dokunan vahşetin rengi, toprağa karışan kayıp,
asitin belleğimizde ki açtığı yara,kâbuslu uykuların çocukluğu;
misketlerimizi istiyorlar celâli, taş alıp ellerimize sıkarken yumruğumuzu
kürdistanı istiyorlar celâli,yıldızlar dahil 


dağlarımıza çöken bu pus bu duman bu kirli beyaz
bu kimyasal bu gaz yakılan ateşler içinde bu yeşil bu ağaç
bu yaz bu insana yabancılaşan hayat bu öldüren haz
bu kimliğimizin üstüne çöreklenen  karabasan bu ivaz
kürdistanı istiyorlar celâli; ateşler içinde,yıldızlar dahil


pınarlarımızdan çıkan su değil doydumuz
dayayıp ağzımızı çeşme başlarına göze durduğumuz
aşkımızı istiyorlar celâli,düşüp rahmine kadınlarımızın
öpmeyelim diye dudaklarından yârimizi özgürce dilimizle
kürdistanı istiyorlar celâli,kürdistanı… yıldızlar içinde, insanı dahil

celâli,celâli,ce/lââââââââââl/iiiiiiiii…………..uyannnnn




18 kasım 2010 kırşehir






                  tenoğrafya

 

aklımdan bile geçmezdi  tenin…ayıptı.

coğrafyanı seviyordum hiç dokunmadığım

 

kızgın tepelerinde açan kardelen sıcağıydım,

deltalarına hazzın verimli toprağını taşıyan;

kurak çukurlarına akan ak nehirlerdim, kıvrılarak

dağ içlerine tomurcuklayan  beyaz laleler ekerken …

sütümle gelirdim emzirmeye kucağının ateşine;

al diye beni içine, konuğu değildim o bahçenin

düşümde…aklımdan bile geçmezdi tenin;düşayrı…

bir ömre değerdi azade bütün vakitlerden:

gülüşlerinde ak bir sümbül olmak

ağzının suyuyla beslenen

 

aklımdan bile geçmezdi tenin… ayıptı.

coğrafyanı seviyordum hiç dokunmadığım


kasım 2010 kırşehir






tehcir dimağı

                           ermeni(armenian) halkına sevgimle


boş salıncağın gıcırtıları sarıyor ermeni avlusunu-tütüyor gri zulüm,

akdeniz gözlerin acıya tehcir; iğdiş edilmiş  geceye akıyor yüzün;

 

yollar acının diyagramı.. kırımdan  kaçırdığın yanına sokuluyor

ürkekliğin-eflatun; biliyorum, kesik göğsünden emzirdiğin süt

değildi-hayat, uzuvlarında bölünen eğreti bir susuş katliamdan

arda kalan; kan çocukluğunu kundağına saran ellerini saklıyor

zaman..solgun renkli fotoğraflarda kaçıncı terk edişin kendini…

gitmesen, otursan şöyle yanı başıma, hatıralar salıncağına;gül

reçeline bandırsak parmaklarımızı;bölüşsek acıyı ince dudağına

çöreklenen ;boynumda siyah cennetin ellerinden damlayan

kırmızı sızıyı küllerime işliyor zaman…affetsen de  bir yanım

yara, saklayamadığım; mavi çocukluğunu bıraktığın avluya bakan…

vernik kokulu ahşap balkonlarda kaybolan avuç izlerin çağırıyor

seni..bahçede, sen doğduğunda dikilen kiraz ağacı ve erguvan,

gizlendiğin  kerpiç duvar diplerinde dizinin yumuşaklığı..

ah sevgili ayrılık kader değil,çitlerimizi dağıtan kin’in rüzgârları

hâlâ yabanıl esiyor anatolia’dan

 

ölüyor aydınlığın izleri;şimdi kül ve ateş ve is kokuyor tenimin diğer yarısı,

utanıyor bakarken yüzüm, arınmak istiyor kirletilen tehcirli dimağından


ekim 2010 kırşehir

 

                                 


şizofrenik söylenceler atlası-ıv 



rüzgârların  eskiyen yüzünde isyan çocukluğunu  taşırken dişiliğin,

düşüyorsun çağrılarına ateşlerin; alıyorsun soluğunu tenimin, kangren rahmine cenin;

yalnızlığın kadim ışığıdır eteklerin; gözlerin, gecenin işkencesidir kaderini örten eskil  iffetlerin 

putlarını yıkıyor karanlığın, yarına sarılı geceye şehveti akıyor inleyen dilinin;

yanıyor, haz kuyularının kaygan ateşinde bir anka kuşudur erliğim; şerbetini içiyor dilim dilinin,

ergin tutkunun  asası, kösnül kasıklarının uçurumlarında utangaç köklerini titreyen duygularıyla eken suç ortağıdır tinimin;

döl yatağının kasan şiddetiyle arzularına çağır soylu yanılgısıyla izlerini bir asyalı peygamberin;

tutkunun pençesinde  gül batan günün eğilen ışığını iffetinle sev sarsılırken narin bedenin;

günahın damarlarımda akan irin; bitsin artık mezara dönüşen anımsama günleri bir akdenizlinin

gerilsin kalbimin çeperleri gerilsin, heyecanın alnında durgunluğa yatan zaman gerilsin; eyyy şahmeran gülüşlü ölüm gel, koynumda  ağlaşan masallarına yataklık et tarihin; dar gelir rahmi bunca acıya evrenin;  ömrümün ipliklerini koparan tanrıça evin! çığlığından yeniden doğur beni, irinlerini akıt çürüyen tinlerin! bitsin artık ihtişamı insanın insana köleliğinin

 

sonul dramıdır dokunamamanın anları, aklaşarak düşüyor elim

bütün meyveleri ortak, tutkuları ak bir zambaktır bahçelerin

 

ağutos 2010


 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                  nûbihar sabahı

o gün,

biz  ıslaklığın ten renginde yaşıyorduk ayrılığı, adını söylesem dilimde akşam oluyordu. mor bir hüzün yağıyordu yüzüme; tenimde değildi, ıslaklığı teninin; avuçlarımda avuçlarının terleyişi, gözlerinde ki hüzün ömrümün son bestesiydi.

 

sussam, yüreğimde ince sızılı bir isyan; başkaldırıyordu tutkunla bıraktığın izler; gidelim diyordum içime, utangaç bir naz değiyordu yüzüme uzak yaşanmışlıkların esrik yalazlarından; okşuyordu acıyan belleğimi hatıralar;


 

tenimi günbatımı kadehlere dolduran denizsiz kalmış bir grup vakti çalıyordu; ne desem boşluğa düşüyordu çığlığım, kendini arayan yolların çıkmaz sapaklarında bir ölüye ağlıyordu gözlerim; laciverdî geceye sızan iyot ve yosun kokusu alıp götürüyordu benliğimi uzaklara; bağırıyordum geceye. sus! diyordu, kayalara hırsla çarpan dalgalar, saçlarına rüzgâr değiyordu denizin, sus! diyordu, kendine ihanet darağaçları kuranların söyleyecek sözü olmaz kendine ve aşka dair;

 

 

düşüyordum ellerimden, tut saatleri durmuştu nûbiharların; sancısı dinmemiş    çekişlerim ağıyordu şarap kaçkını geceye; bütün suları  kirliydi evrenin; dudaklarındaki hüzne benziyordu şarabın morluğu; iki yürek atımı uzakta yanıyordu kederli yüzü ayrılığın, tılsımlı bir sevginin soluk gözlü penceresinden sızıyordu yalnızlığın rengi ve karanlık buruşmuş bir örtü gibi sarıyordu geceyi kıvrımları lâl;

 

yorgun bir hüznün acısını  resmediyordu  camlara, gözyaşlarının rengine benzeyen yağmur taneleri ve toprağın kokusu değiyordu yüzüne, güneş tenli bir çocukluğu getiriyordu sıcacık kucağında; suskun gecenin  ay  ışığına  yatırdığı öksüz  sokakların  inlemelerine dalıp gidiyordu gözlerim; ay, utangaç bir çocuk gibi kıskanıyordu gözlerimi, yüzümde sevginin rıhtımıydı kırılgan çocuk tebessümü;

 

yağmur yağıyordu inceden, tenimin ılık yalnızlığına süzülürken, kendi iklimine ağlıyordu zamanın dili; kalorifer kurumları yağıyordu bacalardan, ölü sessizliğine büyüyordu şehir; taş binaların ruhsuz, iğreti duruşları çarpıyordu yorgun insan suratlarına; gizemlere örtük kapıların ardında buluşuyordu aşksız bakışmaların solgun yüzleri; kaldırımlarda ayrılığın ayak izleri karışıyordu rüzgâra, yağmur yağıyordu, ölü sessizliğine büyüyordu şehir; dokunsan ağaçlara yalnızlığın sesi düşüyordu ellerine, ölü sessizliğine ağıyordu şehir ;

 

biz  ıslaklığın ten renginde yaşıyorduk ayrılığı, ürkek bir aşkın ayrılığını döşüyorduk kaldırımlara suskunluğumuzun ağrısı dinmemiş ezginliğinde…şehir dilsizce susuyordu, yol uzayıp  gidiyordu kendine küskün, biz kaybolmuş çocukların kaygısındaydık, yüzümüz yabancılaşıyordu birbirine; sen kendi aşkını arıyordun ekim suskunluğunda, ben susuyordum;  oysa  yılların kavuşmuşluğuydu sanki tutsak renginde bakışlarımız asrın ayrılığına teyelli;

 

gözleri okyanus bir kadının çiğ damlasıydım kirpik uçlarında;sokak lambaları kör bir karanlığa uzuyordu; tanıdık acılardan düşüyordu payımıza;hasreti çiziyordu ışığın tenimize dokunan rengi;derin hüzünlerin oyduğu gözaltı mağaralarına düşüyordu bakışlarımız; uçurumun eşiğindeydik, kaybolan günlerin yasını tutuyorduk kaçırdığımız ürkek bakışlarımızda; sen okyanus gözlerinde çığlık çığlığa arıyordun kendini; ben çağla yeşili ağıtlar bakıyordum  ömrümüze.. 

 

sonra, ayrıksı bir zamanın gergin uzantılarına düşüverdi bakışlarımız: sanki birbirini hiç tanımayan yolcuların uzak bakışlarında yol alan, farklı raylara döşenmiş düşler gibiydik…oysa ben, senin uykusuzluk yorgunu düşlerinde,  yalnızlığa sürgülenmiş ağıt sessizliği bir kasabanın tren uğraksızlığı bakışlarında, beyaz yüzlü solgun lojmanların minik balkonlarına sürerken ellerini, mutluluğu nasıl hamakladığını çok iyi biliyordum…

 

 

adını söylesem dilimde akşam oluyordu…kara bir günü avuçluyordum bakışlarından; hangi çağlayanın sesi karışıyordu dingin suskunluğuna, dudakların hangi acıya kenetliydi öyle?;hangi bulutlar konardı dağların ölü sessizliğine, doruklarında masalların ağlaştığı ?neydi yüzünde tutuşan yangının magması? hangi hüznün yankısıydı çocuk dudaklarında ağrıyan? hangi fırtınadan arda kalmıştı, yetim bir çocuğun bakışlarında hapsolan kangren ağrısı gülücüğün?

 

ayrılık ırmakları akıyordu aramızdan, dallarına  düşlerin  asılı;
yeşil saçları suya değiyordu bir kadının,durgun derinliğine çağırıyordu ırmak;
boğuluyordum serinliğinde ayrılığın bir nûbihar sabahı



eylül 2010 kırşehir

 

     insan dergisi her şeye karşın dergisi derkenarnûbihar kürt şiir dergisiözgür edebiyatdeğirmen şiir dergisi             

mor taka
 
koridor dergitemrinkitap-lıkş şiir dergisi mühür dergisi

                                         
              
ulaşmak için tıklayıntavır dergisieliz şiir dergisisimge şiir dergisiakatalpa şiir dergisiada şiir dergisi

varlık dergisi
sincan istasyonumerdiven şiiralazyansıma

şehrengiz dergisiöteki-siz şiir dergisimahsus mahal dergisitaflanyasakmeyveşiiri özlüyorum

 

 

 

bugün 24 ziyaretçi (34 klik) burdaydı!
geri git ileri git hakkımda


online