S O Y L U E D E B İ Y A T

SÖZCÜKTE ANLAM



ANLAM BİLİM

• Anlambilim (Semantik)
• Sözcükte Anlam
• Genel ve Özel Anlam
• Somut ve Soyut Anlam
• Temel (Ana) ve Yan Anlam
• Gerçek ve Mecaz (Değişmece) Anlam
• Eş Anlamlılık
• Yakın Anlamlılık
• Çok Anlamlılık
• Eş Adlılık (Eş Seslilik)
• Karşıt Anlamlılık

• Anlam Değişmeleri
• Anlam Daralması
• Anlam Genişlemesi

• Deyimler
• Atasözleri
• Terimler
• Bağlam
• Bağdaştırma
• Benzetme
• Metafor (Eğretileme, Deyim Aktarması)


ANLAMBİLİM (SEMANTİK)
Dili anlam açısından inceleyen bilim dalı.
"Dilbilimsel anlambilim, göstergenin içerik ya da gösterilen yanını ele alır, gösteren(işitim imgesi) ile gösterilen arasındaki ilişkileri, gösterilendeki değişim ve oynamaları, dilsel yapıların anlamsal yönden ortaya koyduğu çeşitli olguları vb. inceler."
Berke VARDAR
(Pierre GIRAUD, Anlambilim, Çeviren: Berke Vardar, Ankara, Kuzey Yayınları, 1984: VII)


SÖZCÜKTE ANLAM
"Bir göstergenin öteki göstergelerle sıkı sıkıya ilişkili biçimde, belli bir bağlam içinde, belli bir duruma ve koşullara bağlı olarak yansıttığı kavram."
Doğan AKSAN
(Doğan AKSAN, Dil, Anlam, Sözcük, Ankara, Ankara Üniversitesi Yayınları, 1991: 37)

Kavram:
"1. Dünyadaki nesnelerin, biçimlerin, olgu, durum ve devinimlerin dilde anlatım buluşudur. 2. Dünyadaki nesnelerin ortak niteliklerine dayanan, dile özgü bir genelleme, bir soyutlamadır."
Doğan AKSAN
(Doğan AKSAN, Dil, Anlam, Sözcük, Ankara, Ankara Üniversitesi Yayınları, 1991: 54-55)
Metin: "Türkçenin Söz Varlığının Anlam Açısından Özellikleri", Doğan Aksan, Türkçenin Gücü, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1990: 37-40.

GENEL VE ÖZEL ANLAM
Kavram, nesne, varlık ve durumları topluca belirleyen sözcüklere "genel anlamlı sözcükler", sınırlı bir anlam boyutunda belirleyen sözcüklere "özel anlamlı sözcükler" denir.

Örnek:
Genel anlam
Özel anlam Özel anlam
Hayvan Kedi Van kedisi
Roman Türk romanı Cumhuriyet dönemi Türk romanı


SOMUT VE SOYUT ANLAM
Nesnel varlığı olan, gözle görülen, elle tutulan nitelikteki varlıkları belirleyen, herkesçe aynı şekilde anlaşılan, aynı görüntüyü yaratan sözcüklere "somut anlamlı sözcük"; gözle görülmeyen, elle tutulmayan, herkeste aynı duygu ve düşünceleri, aynı görüntüyü yaratmayan durumları belirten sözcüklere "soyut anlamlı sözcük" denir.

Örnek:
Somut anlamlı sözcük
Soyut anlamlı sözcük
Kalem Sevgi
Fabrika Düş
Bilgisayar Kıskançlık


TEMEL (ANA) VE YAN ANLAM
Bir sözcüğün gösterdiği ilk ve temel göstergeye "temel anlam", temel anlamdan kaynaklanan ama temel anlama göre farklılıklar taşıyan, ikinci, üçüncü derece anlamlara "yan anlam" denir.

Örnek:
Temel anlam
Yan anlam
Baş: Kafa Baş: 1. Tane (bir baş soğan)
2. Önder, yönetici (ustabaşı)
3. Başlangıç (köprübaşı)
4. Uç (topluiğnenin başı)
Burun: Koku alma organı Burun: 1. Bir nesnenin ön kısmı(geminin burnu)
2. Karanın denize uzandığı bölüm, uç nokta (Sinop Burnu)

GERÇEK VE MECAZ(DEĞİŞMECE) ANLAM
Sözcüğün herkesçe bilinen anlamına "gerçek anlam", herkesçe bilinenin dışındaki anlamına "mecaz anlam" denir. Mecaz anlamda, sözcüğün belirli bir ilgiyle başka bir kavramın anlatılması için kullanılması söz konusudur; deyimlerde, şiirlerde olduğu gibi.

Örnek:
Gerçek anlam
Mecaz anlam
Zarfı damgaladı. Adamı hırsız olarak damgaladılar.
Köpek kudurdu. Eve geç kaldığım için annem öfkesinden kudurdu.
Yatmadan önce ocağı söndürdü. Deprem binlerce insanın ocağını söndürdü.
Elbisesini lekeledi. Babasının adını lekeledi.
Hırsız polisin elinden kaçtı. Ayşe'nin uykusu kaçtı. Bu işin tadı kaçtı.
Ekmeğin kaç lira olduğunu bilmiyor musun? İstanbul'a ekmek parası kazanmaya gitti.
Usta motoru yağladı. Annemi iyiden iyiye yağladım, geç kalmamama bir şey demez artık.
Ağacı baltaladı. Enflasyonun yükselmesi ekonominin iyiye gidişini baltaladı.


EŞ ANLAMLILIK
Aynı kavramı karşılayan, birbirinin yerine kullanılabilen, aralarında hiçbir fark olmayan sözcüklerdir.
Genellikle bir dile başka dillerden gelen sözcükler ile o dilin kendi söz varlığındaki sözcükler arasında eşanlamlık görülür.
Örnek:
hane=ev=konut=mesken imtihan=sınav
bellek=hafıza
mektep=okul
kılavuz=rehber=mihmandar
hürriyet=özgürlük
ajan=casus
cevap=yanıt
alaz=alev=yalım
ödül=ikramiye=mükâfat
demek=söylemek
kaybetmek=yitirmek
açıklamak=izah etmek
amaç=gaye=hedef=maksat


YAKIN ANLAMLILIK
Hemen hemen aynı anlamı karşılayan ancak aralarında küçük ayrımlar olan sözcüklerdir.
Örnek:
korkmak/ürkmek/çekinmek/sinmek
bıkmak/bezmek/usanmak
kötü/berbat/fena
kır/boz/kırçıl/gri/kurşuni
gücenmek/darılmak/küsmek/içerlemek
semiz/şişman/tombul/tıknaz
oturmak/ilişmek/çökmek


ÇOK ANLAMLILIK
Bir sözcüğün birden çok durum ya da kavramı ifade etmesi.
Çok anlamlılıkta, bir sözcüğün iki biçimi arasında anlam ilişkisi vardır.
Örnek:
Yüz: 1. Surat
2. Yüzey(suyun yüzü)
3. Bir şeyin ön cephesi(Evin yüzü)
4. Bir şeyin görünen bölümünü kaplamakta kullanılan kumaş (Yorgan yüzü)
5. Yan, taraf.
Acı: 1. Tatlı olmayan
2. Koyu (Acı yeşil)
3. Istırap
Dil: 1. Ağzın içindeki organ
2. Kilit vb. araçlardaki yassı, hareketli bölüm
3. Nefesli çalgılardaki ince, metal yaprak
4. Denize uzanan kara parçası
5. Konuşma yeteneği
6. İnsanlar arasında iletişimi sağlayan dizge.
Kuyruk: 1. Hayvanlarda gövdenin alt uzantısı
2. Uçurtma ve uçakların arkasındaki uzantı.
3. Sıra beklemek için oluşan insan dizisi
4. Başın arkasında toplanan saç.

Geçmek: 1. Arkada bırakmak
2. Hastalığın bulaşması
3. Sınıfını başarıyla bitirmek
4. Birşeye gücü yetmemek
Dokunmak: 1. Değmek
2. Sağlığın olumsuz etkilenmesi
3. Duygulanmak.


EŞ ADLILIK (EŞ SESLİLİK)
Sesteş olmakla birlikte aynı anlamı, kavramı karşılamayan sözcükler.
Eş adlılıkta, sözcüğün sesçe aynı olan iki biçimi arasında hiçbir anlam ilişkisi yoktur.
Örnek:
Dolu: Boş olmayan
Dolu: Yağan buz parçaları

Dil: Tat alma organı
Dil: Gönül
Kurt: Köpekgillerden yırtıcı hayvan
Kurt: Omurgasız, bacaksız küçük hayvan
Kara: Siyah
Kara: Toprak parçası
Yüz: Surat
Yüz: 100.
Bitmek: Tükenmek
Bitmek: Yetişmek (Tarlada ot bitti)


KARŞIT ANLAMLILIK
Birbirine taban tabana zıt durumları ve kavramları ifade eden sözcükler.
Her kavramın karşıtı bulunmak zorunda değildir.
Örnek:
İyi x Kötü
Sevinç x Üzüntü
Cesur x Korkak
Doğru x Yanlış
Ödül x Ceza
Okumuş x Cahil
Güzel x Çirkin
Görkemli x Sade
Sağlam x Çürük
Buruşuk x Düz
Gitmek x Gelmek
Alt x Üst

ANLAM DEĞİŞMELERİ
Sözcüklerin anlamlarının zaman içinde genişleme, daralma, kayma, kötüleşme, iyileşme gibi değişimlere uğraması.
Anlam değişmeleri, dilde zamana bağlı olarak yaşanan bir süreç olduğu gibi, kültürel ve toplumsal değişmelerin de bir sonucudur. Bu, dilin canlı bir varlık olduğunun kanıtıdır.
İki tür anlam değişmesi vardır:
a. Anlam Daralması
b. Anlam Genişlemesi


Anlam Daralması
Sözcüğün, zaman içinde geçmiştekinden daha dar bir anlamı, önceden ifade ettiği anlamın sadece bir bölümünü ifade eder hale gelmesi.
Örnek:

Eski Türkçede Bugün
Oğlan Kız ve Erkek Evlat Erkek evlat, erkek çocuk
Davar Sahip olunan mal, mülk, varlık Sahip olunan büyükbaş hayvan
Savcı Sözcü, elçi, peygamber Sanıkları kovuşturan hukuk adamı
İl Ülke Vilayet
Sanmak Düşünmek, saymak Zannetmek
Dirilmek Yaşmak, öldükten sonra canlanmak Öldükten sonra canlanmak

Anlam Genişlemesi
Anlam Aktarması:
Kavramın doğrudan kendisinin değil, dolaylı olarak bir başka ifadeyle anlatılması.
Örnek:
Beyazperde= Sinema
Yeşilçam= Türk sineması
Sahne= Tiyatro
Yeni Dünya=ABD
Sandık başına gitmek= Seçim yapmak
Yeditepe=İstanbul
Dökülmek= Çok yorulmak
Köpürmek= Çok öfkelenmek
Okşamak= Dövmek
Temizlemek= Öldürmek



ANLAM BİLİM –

DEYİMLER
Sözcüklerin kendi anlamlarından ayrı bir anlam için biraraya gelerek, halk dilinde yüzyıllardır söylene söylene kalıplaşmış bir ifadeye dönüşmesi.
Deyimler, bir durum ya da kavramla ilgili ayrıntıları içerir; az sözle çok şey anlatılmasını sağlar. Bir dilin en zengin ve renkli malzemesidir; dilin gücünün göstergesidir. Toplumun geçmişinin, yaşam birikiminin, kültürel ve sosyal kimliğinin işaretlerini taşır. Kalıplaşmıştır; kalıbın içinde yer alan sözcükler eş anlamlı ya da yakın anlamlı başka sözcüklerle değiştirilemez.
Örnek:
Göze gelmek: Göz değmesi.
Göze girmek: Dikkat çekerek ilgi ve değer kazanmak.
Gözden çıkarmak: Vazgeçmek, feda edebilmek.
Gözü yememek: Bir işi yapabilecek gücü ve güveni kendinde bulamamak.
Gözü kesmek: Bir şeyi yapabileceğine güvenmek.
Göze almak: Bir şeyi yapabilecek cesareti göstermek, o fedakârlıkta bulunabilmek.
Gözünü alamamak: Bakmaya doyamamak.
Gözü ısırmak: Tanıyacak gibi olmak.
Gözü tutmamak: Güvenmemek, beğenmemek.
Gözü ilişmek: İstemeden, birdenbire görüvermek
Gözleri yaşarmak: Duygulanmak, ağlayacak gibi olmak.
Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiği gözlerinden anlaşılmak
Örnek:
Canı çıkmak: Çok yorulmak; ölmek; çok yıpranmak
Canı burnunda olmak: Çok yorgun ve kızgın olmak.
Can kulağı ile dinlemek: Çok dikkatli dinlemek
Canından bezmek: Ölecek kadar sıkıntı içinde olmak
Canına susamak: Bela aramak


 ATASÖZLERİ
Toplumların yaşam deneyimlerinden kaynaklanan ve bilgeliğinin ürünü olan cümle kalıpları.
Toplumun belleğinde yüzyıllarca varlıklarını sürdüren atasözleri, o toplumun yaşam biçimini, kültürünü yansıtırlar. Kalıplaşmışlardır; sözcükleri ve söz dizimleri değiştirilemez. Atasözleri, ulusların dil hazinesinin en zengin ve renkli ürünleridir. Basit kuruluşlu ama derin anlamlıdırlar. Ezgili ve ritmik bir yapıya sahiptirler.
Örnek:
Kuzguna yavrusu şahin görünür.
Emanet atın dişi arpa yerken kırılır.
El elin eşeğini türkü çağırarak arar.
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.
Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.
El el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz.
Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır.
İşin yoksa şahit ol, paran çoksa kefil ol.


  TERİMLER
Özel bir alanla ilgili kavramları karşılayan teknik sözcükler.
Örnek:
Alegori: Bir duyguyu, düşünceyi ya da kavramı bir başka varlık yardımıyla sembolize ederek anlatma.
Aliterasyon: Aynı harf ya da hecelerin, bir ahenk yaratmak amacıyla cümle içinde sık sık tekrarlanması.
Mazmun: Bazı kavramları, durumları anlatmak için kalıplaşmış sözleri kullanmak.
Örnek: İnci=diş




BAĞLAM (CONTEXT)
Bir sözcük ancak diğer göstergelerle birlikte belirli bir kavramı yansıtır; böylece oluşan bütüne “bağlam” denir.
Örnek:
Çocuğu askere yolladık.//Ne yakışıklı çocuk. ------> Çocuk= Genç erkek
Çoluk çocuk nasıl? ------> Çocuk= Ev halkı,
evlat
Çocuğu emzirdin mi? ------> Çocuk=Bebek
Örnek:top

top
Sigarayı bıraktım. ------> Bırakmak: Alışkanlığı terketmek
Annemi eve bıraktım. ------> Bırakmak: Götürmek
İşi bıraktım. ------> Bırakmak: İstifa etmek.
Ali’yi bıraktım, onu sevmiyorum artık. ------> Bırakmak: Terketmek,
ayrılmak
Tutukluları bıraktılar. ------> Bırakmak: Salıvermek, tahliye
etmek.
Anlam, konuşmanın ya da yazının bütününe(bağlamına) bağlıdır.
Örnek:
- Babam iyice üşütmüş.
1. Soğuk algınlığına, nezleye yakalanmayı kastetmek için kullanılabilir.
2. Çıldırmaya yakın bir hali anlatmak için kullanılıyor olabilir.
Bu anlamlardan hangisinin kastedildiği, konuşmanın öncesinden ve sonrasından anlaşılabilir.
Örnek:

- Elinde ne var?
1. Elinde bir şey saklayan kişiye elinde ne olduğunu sormak için kullanılıyor olabilir.
2. İskambil oynanıyorsa eldeki oyun kâğıtlarını anlatır.
3. Bir işten söz ediliyorsa, sahip olunan malzemeyi, parayı, kanıtları vs. kasdeder.
4. İki kişi dertleşiyorsa “Elinden ne gelir?” anlamı içerir.
Bu anlamlardan hangisinin kastedildiği, konuşmanın öncesinden ve sonrasından anlaşılabilir.
Örnek:
- Boğaz konusuna gelince...
1. Tıp Fakültesi’nde bir ders sırasında, iki tıp doktoru arasındaki konuşma sırasında, doktorla hastası arasındaki bir konuşma sırasında kullanıldığında organ olan boğaz anlaşılır.
2. Beslenmeyle ilgili bir konuşma söz konusuysa gıda masrafları, yeme içme işleri anlaşılır.
3. Siyasetle, coğrafyayla ilgili bir konuşmada İstanbul ya da Çanakkale Boğazı kastediliyor olabilir.
Bu anlamlardan hangisinin kastedildiği, konuşmanın öncesinden ve sonrasından, konuşmacıların kimliklerinden, konuşma mekânından anlaşılabilir.
Örnek:

- Kahve içer misiniz?
- Kahve uykumu kaçırıyor.
1. Herhangi bir nedenle sabahlaması gereken bir kişi tarafından verilen bir yanıtsa, “Evet, içerim” anlamına gelir.
2. Yorgun, uykulu bir kişi tarafından verilen bir yanıtsa “Hayır, içmem” anlamına gelir.
Örnek:
- Çay ister misiniz?
- Teşekkürler.
1. “Evet, lütfen” anlamına gelebilir.
2. “Hayır, teşekkür ederim” anlamına gelebilir.
Bu anlamlardan hangisinin kastedildiği, yanıt veren kişinin jest ve mimiklerinden, ses tonu ve vurgulamalarından anlaşılabilir.


BAĞDAŞTIRMA
“Tamlama, deyim gibi söz varlığı içindeki öğeleri ve tümce ya da sözceleri anlamlı, kabul edilebilir birimler halinde biraraya getirme”.
Doğan AKSAN
(Doğan AKSAN, Anlambilim, Ankara, Engin Yayınevi, 1999: 83)
Örnek:
körpe salatalık
çıkmaz sokak
ilk gözağrısı
Alışılmamış bağdaştırma:
“Anlam belirleyicileri, anlam ayırıcıları arasında uyum bulunmayan birleştirmeler”.
Doğan AKSAN
(Doğan AKSAN, Anlambilim, Ankara, Engin Yayınevi, 1999: 84)
Örnek:
körpe merdiven
Örnek:
Deyimleşmiş alışılmamış bağdaştırmalar:
ömür törpüsü
şeytan çekici
laf ebesi
Örnek:top

top
“Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orasıdır” Cemal Süreya “Vakit Var daha”
Örnek:
“Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının” Cemal Süreya “San”
Örnek:
“Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu” Attila İLHAN “Cinayet Saati”
Örnek:
“Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü” Attila İLHAN “Cinayet Saati”
Örnek:
“Demirciler bir nehri dövmektedir” Hilmi YAVUZ “Yapı İşçileri Anlatıyor”
Örnek:
“Bir ağaç işliyor yanımda tıkır tıkır” Edip CANSEVER “Yerçekimli Karanfil”

- Benzetme
Bir nesne, kavram ya da durumu daha iyi, daha güçlü ve etkili anlatabilmek için başka bir nesne, kavram ya da durumdan yararlanmak.
Benzetmede amaç, somutlaştırma, gözde canlandırma sayesinde, anlatılmak istenenin daha etkileyici olmasını sağlamaktır.
Örnek:
Tilki gibi kurnaz.
Taş bebek gibi kız
Örnek:
Bir arpa boyu yol gitmek!
(Bir sorunu) Tereyağından kıl çeker gibi çözmek.
Örnek:
"Dedim inci nedir, dedi dişimdir
Dedim kalem nedir, dedi kaşımdır" Erzurumlu Emrah
Örnek:
"Evlerinin önü çardak
Elif'in elinde bardak
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif Elif diye" Karacaoğlan
Örnek:
"Yar yar!
Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar" Bedri Rahmi EYUBOĞLU

Örnek:
"Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine" Nazım Hikmet


METAFOR (EĞRETİLEME, İSTİARE, DEYİM AKTARMASI)
Bir kavramın, durumun ya da nesnenin doğrudan kendisiyle değil, bir başka kavram, durum ya da nesne kullanılarak dolaylı yoldan anlatılması.
Metaforu açıklayan örnek metin:
Antonio Skarmeta, Ateşli Sabır (Çeviren: Tülin Şenruh), İstanbul, Afa Yayınları, 1987: 19-23.
Örnek:
O ne tilkidir o!
Örnek:
"Karadutum, çatalkaram, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem" Bedri Rahmi EYUBOĞLU

Bütün sözcükler sevgiliyi dolaylı yoldan ve etkili biçimde anlatmak için kullanılmış.
Örnek:
"Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!"
"Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal" Mehmet Akif ERSOY

"Al sancak" ve "hilal" sözcükleri, Türk bayrağını anlatmak için kullanılmış.

www.turkceciler.com
Türkçe/Edebiyat Eğitimi Kaynak Sitesi
 www.turkceciler.com
Türkçe/Edebiyat Eğitimi Kaynak Sitesi

KELİME BİLGİSİ
 
KELİME (SÖZCÜK)
 
Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.
 
KELİMEDE ANLAM
 
Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
 
Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:
 
A. ANLAM BAKIMINDAN KELİMELER
 
Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.
 
1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)
 
Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da denir.
 
Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.
 
Soğuktan su boruları patlamış.
Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.
Kanadı kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.
Dün gece erken yattım.
Sıcak çorbayı içince rahatladım.
Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi koku alır.
Ağzında yaralar oluşmuştu.
Elini hırsla masaya vurdu.
İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.
 
 
2. YAN ANLAM
 
Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
 
Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
 
Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.
 
Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.
 
Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.
 
Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb
 
3. MECAZ ANLAM
 
Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.
 
Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.
Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
İnce işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.
Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.
 
Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.
 
“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya” (açık istiare)
 
“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.” (kapalı istiare)
 
İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)
 
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi okur musun?
 
 
4. DEYİM ANLAM
 
Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
 
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.
 
Deyimlerin özellikleri:
 
a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
 
Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,
"ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,
"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
 
Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.
 
b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
 
c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
 
1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:
 
ağzı açık, kulağı delik,  
eli uzun, kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,  
can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,  
pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-, aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-, çenesi düş-,
göze gir-, dara düş-,
 
2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
 
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..
 
d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.
 
e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
 
Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
 
f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
 
Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
 
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
 
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı
 
 
5. TERİM ANLAM
 
Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.
 
Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
Örnek: kök, mısra, muson.
 
“yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.
 
Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.
 
Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.
 
Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.
 
Boğaz’ı geçip Karadeniz’e ulaştık.
Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri çok derinde.
Üçgenin iç açıları toplamı 180’dir.
 
6. ARGO ANLAM
 
Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.
Argo, dil içinde bir dil gibidir.
Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.
Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
“Canına yandığımın dünyası” gibi.
 
abdestini vermek: azarlamak
aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve sevimli kız
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...
 
7. SOYUT ANLAM
 
Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.
 
Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik...
 
8. SOMUT ANLAM
 
Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.
 
Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak...
 
Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.
 
“Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”
“Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”
 
9. GENEL ve ÖZEL ANLAM
 
Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.
 
VarlıkÒcanlıÒinsanÒAhmet
MetinÒparagrafÒcümleÒkelimeÒheceÒharf
 
www.turkceciler.com
Türkçe/Edebiyat Eğitimi Kaynak Sitesi

SÖZCÜK ANLAMI
www.turkceciler.com
Türkçe/Edebiyat Eğitimi Kaynak Sitesi

 
  SÖZCÜK ANLAMI : Anlamı olan en küçük ses birliğine sözcük denir. sözcükler cümleyi oluşturan unsurlardır. Sözcükler kendi başlarına anlamlı olmakla birlikte cümlede de anlam kazanır ve bu nedenle de değişik anlamlarda kullanılabilir. Şimdi bu anlamları görelim.

  GERÇEK VE MECAZ ANLAM:Gerçek anlam, bir sözcüğün temel anlamıdır. Sözcüğün akla ilk gelen anlamına da gerçek anlam denir.
“İnce” sözcüğünü ele alalım. Gerçekte “kalın karşıtı” olan, nesnelerin eni ile ilgili kullandığımız bu sözcük,
“Üzerinde ince bir gömlek vardı."
cümlesinde gerçek anlamı ile kullanılmıştır.
“Yaşlı kadına yer vermen ince bir davranıştı.”
cümlesinde ise sözcük gerçek anlamı ile kullanılmamıştır. Bu cümlede yeni bir anlamda kullanılmıştır.  
Sözcüğün gerçek anlamından uzaklaşarak kazanmış olduğu bu yeni anlam, mecaz anlamdır. İnce sözcüğü bu cümlede “beğenilen, güzel” anlamında kullanılmıştır.

“Çocuğu hep ağır çantayı kaldıramadı.”
“Evin camlarını kırmışlar.”
“Bahçedeki kuru otları yakmış.”
Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler gerçek;

“Çocuğu ağır işlerde çalıştırmışlar.”
“N'olur beni kırma, maça birlikte gidelim.”
“Sınavda yüksek not alamazsam yandım.”
cümlelerinde ise mecaz anlamda kullanılmıştır.

  SOMUT VE SOYUT ANLAM:Sözcükler varlıkları ve kavramları karşılar. Varlık, madde olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır. İşte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir.
Örneğin
“ağaç, insan, dağ, kalem, bulut...” somut sözcüklerdir.

Ama bazı kavramlar duyu organlarımız ile algılanamaz.
“Üzüntü, sevgi, özlem, kin, akıl” gibi sözcükleri herhangi bir duyumuzla algılayamayız. İşte bu tür sözcüklere de soyut anlamlı sözcükler denir.

  TERİM ANLAM:Herhangi bir bilim, sanat ya da meslekle ilgili özel bir kavramı karşılayan sözcüklere terim denir.
Matematikte kullanılan açı, üçgen, karekök...
Edebiyatta kullanılan öykü, ölçü, kafiye, dize...
Sosyal bilgilerde kullanılan iklim, ölçek, eş yükselti ...
Fen bilgisinde kullanılan hücre, soymuk boruları, sindirim sistemi, sinir ... sözcükleri terimdir. Çünkü bunlar yukarıda adı geçen alanlar ile ilgili özel anlamı olan sözcüklerdir.

  EŞ ANLAM :Aynı kavramı karşılayan farklı sözcüklere eş anlamlı sözcükler denir.
Örnekler
 Türkçe Yabancı

 okul mektep
 sözcük kelime
 erdem fazilet
 dışsatım ihracat
 birey fert
 görev vazife
 öğrenci talebe

Yukarıdaki sözcükler farklı yazılışlarda olsa da aynı varlık ya da kavramı anlattığından eş anlamlıdır.

  KARŞIT (ZIT) ANLAM :Birbirine karşıt kavramları karşılayan sözcüklere karşıt anlamlı sözcükler denir. Karşıt anlamlı sözcükler iki zıt noktayı belirtir.
Örnekler
 Sözcük Karşıt anlamlısı

 büyük küçük
 dolu boş
 güzel çirkin
 dar geniş
 çürük sağlam
 iyi kötü
 gelmek gitmek
 ileri geri
 doğu batı
 dost düşman
Burada yeri gelmişken, her sözcüğün karşıt anlamlısının olmadığını da belirtelim.
Örneğin
“su, aramak, yeşil...”
gibi sözcüklerinin karşıt anlamlısı yoktur.

  DEYİM :Birden fazla sözcükten meydana gelen, sözcüklerden en az birisi mecaz anlamıyla kullanılan söz öbekleridir. Deyimlerin en önemli özelliklerinden biri en az iki sözcükten oluşmalarıdır.
  “Dikmek” sözcüğü tek başına deyim olmaz. Deyimi oluşturması için bir başka sözcükle kullanılması gerekir. Örneğin “göz” sözcüğü ile kullanıldığında, “göz dikmek” olur ki, bu sözler deyimdir. Artık “dikmek” sözcüğü gerçek anlamını yitirmiştir.
  Deyimlerin önemli özelliklerinden biri de kalıplaşmış sözler olmalarıdır. Deyimi oluşturan sözcüklerden en az biri kendi anlamlarından uzaklaşmıştır.
“Dil uzatmak”
“Küplere binmek”
“Saman altından su yürütmek”
deyimlerini düşünelim. Bu deyimleri oluşturan sözcükler artık gerçek anlamında değildir.
“Dil uzatmak”
birine kötü söz söylemek,
“Küplere binmek”
çok sinirlenmek,
“Saman altından su yürütmek”
ise başkalarına sezdirmeden gizli işler yapmak anlamına gelen birer deyimdir.

  SESTEŞ (EŞ SESLİ) SÖZCÜKLER :Yazılışları aynı, anlamları farklı sözcüklere sesteş sözcükler denir.
“Su gelir güldür güldür
Gel de yâr beni güldür.”
Yukarıdaki dizelerde “güldür” sözcükleri yazım bakımından aynı seslerden oluşmuş; ama farklı anlamlarda sözcüklerdir. Sadece yazım bakımından benzeşmiştir. Birinci dizedeki suyun akarken çıkardığı “yansıma ses”; ikinci dizedeki ise “gülmek” eyleminden türetilen “güldürmek” eylemi.
“Bu yüz bana yabancı gelmedi.”
“Ben her şeyi bilemem ki.”
“Bu çay yazın kurur.”
cümlelerindeki altı çizili sözcüklerin sesteşi vardır.

  DOLAYLAMA:Bir sözcüğü birden fazla sözcükle ifade etmeye dolaylama denir. Dolaylamaların temelinde halkın benimsemesi vardır.
  Örneğin bizler nasıl oluştuğuna pek bakmadan “aslan” için “ormanların kralı” deriz. Çünkü insanlar arasında bu, öyle benimsenmiş, kabul görmüştür.
Kaleci : File bekçisi
Turizm : Bacasız sanayi
Kömür : Kara elmas...
  YANSIMA SÖZCÜKLER :  Doğada duyulan seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklere yansıma denir.
“Suyun şırıltısı insanı dinlendirir.”
“Kedinin acı miyavlaması ile uyandım.”
“Şu cızırtıyı durdurun artık.”
cümlelerindeki altı çizil sözcükler birer yansımadır. Çünkü bu sesleri biz doğada duyuyoruz.

  İKİLEME :Sözün anlamını pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri oluşturmak için iki sözün bir araya getirilmesiyle oluşan söz öbeklerine ikileme denir.
  İkilemeler aynı sözcüğün tekrarıyla, yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla, karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla, biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle yapılabilir.
“Adam acı acı güldü.”
cümlesinde ikileme aynı sözcüğün tekrarı ile,
“Yalan yanlış sözlerle bizi oyalamışlardı.”
cümlesinde yakın anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılması ile,
“Gece gündüz çalışıyordu.”
cümlesinde karşıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılması ile,
“Lütfen saçma sapan konuşma.”
cümlesinde ikileme biri anlamlı, biri anlamsız sözcüklerin birlikte kullanılması ile oluşmuştur.

  AD AKTARMASI(Mecaz-ı Mürsel):Benzetme ilgisi kurmadan bir sözün, başka bir sözün yerine kullanılmasına ad aktarması denir.
“Seni şirketten aradılar."
cümlesinde “şirket” sözcüğünde ad aktarması vardır. Burada şirkette görevli birinin, örneğin sekreterin araması söz konusudur. Ama cümlede “şirketten” sözü ile genel söylenip, özel anlam anlatılmak istenmiştir.
“Ben ortaokulda Akif'i çok okudum.”
cümlesinde “Akif” sözü ile Mehmet Akif'in şiirleri kastedilmiştir.
“Öğretmen içeri girince sınıf ayağa kalktı.”
cümlesinde “sınıf” sözcüğünde ad aktarması vardır. Bu cümlede “sınıf” ile anlatılmak isten “öğrenciler”dir. Dış söylenerek iç kastedilmiştir.
“Batı teknolojide ileridir.”
“Türkiye sizinle gurur duyuyor.”
“Soba yanınca oda ısındı.”
cümlelerindeki altı çizili sözcüklerde ad aktarması söz konusudur.
 

www.turkceciler.com
Türkçe/Edebiyat Eğitimi Kaynak Sitesi



 

bugün 22 ziyaretçi (55 klik) burdaydı!
geri git ileri git hakkımda


online
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=