S O Y L U E D E B İ Y A T

SÖZ SANATLARI

EDEBİ SANATLAR

Anlama renk katmak, anlamı güzel ve etkili kıl­mak, zenginleştirmek amacıyla”şiirlerde ve düzyazı türlerinde kullanılan söz sanatlarıdır. Günümüz edebiyatlarında sözü etkili kılmanın bir aracı olan bu sanatlar, Divan edebiyatında usta­lığın temel ölçütlerinden biri sayılmıştır.Biz bunlardan, günümüz edebiyatında da kulla­nılanları, dolayısıyla da sınavlarda karşımıza çıkabilecek olanları tanıyacağız.

Edebi sanatları üç ana kümede inceleyebiliriz:

A) MECAZ ANLAMA DAYALI SANATLAR

Mecaz (Değişmece)
Mecaz-ı Mürsel (Düzdeğişmece)
Teşbih (Benzetme)
İstiare (Eğretileme)
Kinaye (Değinmece)
Teşhis (Kişileştirme)
İntak (Konuşturma)
Tariz (İğneleme)

B) GERÇEK ANLAMA DAYALI SANATLAR

Tezat (Karşıtlık)
Tevriye (İki anlamlılık)
Mübalağa (Abartma)
Hüsn-i talil (Güzel neden bulma)
Tenasüp (Uygunluk)
Tecahül-I arif (Bilmezlikten gelme)
İstifham (Soru sorma)
Terdit (Şaşırtma)
Telmih (Anımsatma)
Leff ü neşr (Sıralı açıklama)
Tedriç (Dereceleme)
Tekrir (Yineleme)
Rücu (Geriye dönüş)
Irsâl-i mesel (Atasözü söyleme)
Kat (Kesme)

C) SÖZE (SESE) DAYALI SANATLAR:


Cinas (Sesteşlik), Seci (Içuyak), İştikak (Türetme), Akis (Çaprazlama), krostiş, Lebdeğmez (Dudakdeğmez), Aliterasyon (Ses Yinelenmesi)

Yukarıda sınıflaması yapılan sanatlar yüzyıllardan beri edebiyat eserlerinde kullanılmış, kimi zaman bunlar anlatımın bir aracı değil, amacı durumuna gelmiştir. Özellikle, Divan şiirinde bu sanatların çok yoğun ve karmaşık biçimde kullanıldığını görüyoruz.
Bugün de konuşmalarımızda, gazete ve dergi yazılarında, sanatsal eserlerde duygu ve düşüncelerin, haberlerin, istek ve özlemlerin daha iyi, açık ve somut biçimde; kimi zaman daha süslü ve gösterişli olması için edebi sanatların bir kısmına başvuruyoruz.

ALEGORİ:



Alegori,kelimenin literal anlamı değilde günlük konuşma dilinde; şekle ve hayal dünyasında oluşturduğu ve kendisininde tam tanımlayamadığı objelerdir.Etimolojik olarak nereye ait olduğunu bilmiyorum.Ama Kur'an tefsirlerinde kullanılr olmuştur.Muhammed Esed Kur'an mesjı meal tefsiri adlı önemli eserinde bu kavramı çokca kullanmıştır.Miraç,isra,ruhların mahiyeti ile ilgili konularda çokca rastlanır.Bana göre şekille anlatım yoludur

alegori
* Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp
dile getirme.

Alegorilerin söylemek istedikleri tek şey, anlaşılmaz olanın anlaşılmaz olduğudur.
Bunu da zaten biliriz. Oysa her gün baş etmeye uğraştığımız sorunlar bambaşka bir iştir.
Bu konu hakkında adamın biri bir zamanlar,
'Bu inadın nedeni nedir? ' diye sormuş.
'Yalnızca alegorileri izlediyseniz, siz kendiniz de alegori olursunuz ve böylelikle tüm günlük sorunlarınızı çözersiniz.'


Bir diğeri, 'İddiasına varım ki, bu da bir alegori' demiş.

İlk adam, 'Kazandın' yanıtını vermiş.

İkincisi, 'Ama maalesef, alegorik olarak' demiş.

İlk adam, 'Hayır, gerçek hayatta,' demiş. 'Alegorik olarak, kaybettin


Bir konu, düşünce veya fikrin daha kolay kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırılabilecek şekilde dile getirme

senin ayıklanmamış duyguların avucunda
benimse kalbim rehin bir cellat mezadında
gong vurunca taşıl zaman: elde kalan bir tutam saç
uçuşan kumaş parçaları
delinen ağ
ölendir öldüren yalnız kalır trapezde
m.mungan






EĞRETİLEME:
İstiare(eğretileme)
* Ödünç, borç veya eğreti alma, ödünçleme, metafor.
Bir şeyi anlatmak için ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olarak kullanma, eğretileme: "Bu adam
hayatının sonbaharında" cümlesinde sonbahar kelimesi yaşlılığı anlatan bir istiaredir

sözcüğün yazınsal anlamı, bir sözcüğün alışılmış anlamı dışında bir başka anlamda kullanılması yani; bir şeyi anlatmak için ona benzetilen bir başka şeyin adını eğreti olarak kullanmadır.

İstiare sözcüğüyle eş anlamlıdır. eğretileme, yazınsal bir sanat olarak yazılara sanat değeri katan bir sözcük kullanım becerisidir.

serpil'in babası yaşamının sonbaharındaydı.

bu tümcede sonbahar sözcüğü gerçek anlamı dışında kullanılmıştır. sonbahar, yaşlılığı anlatmaktadır. eğretileme yapılmıştır.

eğretileme ile benzetmeyi karıştırmamak gerekir. eğretileme benzetmeden farklı bir kavramdır. benzetmede bir benzeyen, bir de benzetilen öge vardır. eğretilemede ise benzeme ilgisi olmakla birlikte sözcüğün farklı anlamda kullanılması söz konusudur.

Şimdi böyle olduğuna bakma, gençliğinde aslan gibi adamdı.

bu tümcede benzetme yapılmıştır. adam aslana benzetilmiştir.

aslan ağabeyim benim.

bu tümcede eğretileme yapılmıştır. aslan sözcüğü gerçek anlamı dışında kullanılmıştır.

eğretileme yapılış biçimine, sözcük sayısına, sözcük türüne ve başka ölçütlere göre çeşitli türlere ayrılır. en genel biçimiyle, açık eğretileme ve kapalı eğretileme olarak çeşitlenir



Bir sözcüğün alışılmış anlamının dışında bir başka anlamda kullanılması. Bir başka deyişle bir şeyi anlatmak için ona benzetilen bir başka şeyin adını eğreti olarak kullanma.
İstiare sözcüğüyle eş anlamlıdır. Eğretileme yazılara sanat değeri katan bir sözcük kullanım becerisidir.
Örnek:
Serpil’in babası yaşamının sonbaharındaydı.
Bu tümcede sonbahar sözcüğü gerçek anlamı dışında kullanılmıştır. Sonbahar yaşlılığı anlatmaktadır. Eğretileme yapılmıştır.
Eğretilemeyle benzetmeyi karıştırmamak gerekir. Eğretileme benzetmeden farklı bir kavramdır. Benzetmede bir benzeyen bir de benzetilen öge vardır. Eğretilemedeyse benzeme ilgisi olmakla birlikte sözcüğün farklı anlamda kullanılması söz konusudur.
Örnek:
Şimdi böyle olduğuna bakma gençliğinde aslan gibi adamdı.
Bu tümcede benzetme yapılmıştır. Adam aslana benzetilmiştir.
Örnek:
Aslan ağabeyim benim.
Bu tümcede eğretileme yapılmıştır. Aslan sözcüğü gerçek anlamı dışında kullanılmıştır.
Eğretileme yapılış biçimine sözcük sayısına sözcük türüne ve başka ölçütlere göre çeşitli türlere ayrılır. En genel biçimiyle açık eğretileme ve kapalı eğretileme olarak çeşitlenir.
1.
bir kavramdan, durumdan ya da olgudan bahsederken, özellikle o an iletişimde olduğunuz kişi veya kişilere bahis konusunu anlatmakta zorlanıyorsanız önce kendinizden yola çıkarak (tabii ki) o ya da onlar için daha tanıdık gelebilecek kavram, durum ya da olgulardan örnek vererek o ve/veya onların gözlerindeki ateşi çalmak, bir bonfire yakmaktır
mecazın anaforunda kalan sözcüklerin zihninize çarptığı anda çıkardığı sestir.
2. gibi edatını kullanmadan benzetme yapmaktır en yalın haliyle.
2007 yılında afyon da yerel bir radyodaki haftasonu programlarından birisinin adıdır aynı zamanda. daha sonra programcı başka bir radyoya geçince metafor da otomatik olarak orda bitmiştir
üniversitedeki hocamın metafor tanımı (kulakları çınlasın): "aslan gibi adam" ibaresinde adamı anlatırken aslan metaforu kullanılmıştır çocuklar. ama adam aslan değil sonuçta, aslan gibi güçlü olduğundan bahsediliyor.


benzetmenin benzeyen ya da kendisine benzetilen öğelerden yalnız biri ile yapılmasıdır.
3 çeşit istiare vardır.
açık istiare
kapalı istiare
temsili istiare

1. iğretileme de denilebilir.
2. açık istiare
"Aslan"lar savaş meydanında gözünü kırpmadan savaştı.*
kapalı istiare
"Can" kafeste durmaz uçar
açık istiare: istiare-i musarraha
kapalı istiare: istiare-i mekniye
yaygın * istiare: istiare-i temsiliye


eğretileme olarakta bilinen söz sanatıdır. temelinde benzetme vardır.ancak benzetmenin ana unsurlarından(benzeyen ve kendisine benzetilen) biri belirtilmez. benzeyen söylenmişse "açık istiare", kendisine benzetilen söylenmişse "kapalı istiare" denir.



Eğretileme ve metafor olarak da bilinir. Benzetmeye dayalı mecaz yapma yollarından biridir. Benzetmenin ana öğelerinden sadece birisi kullanılarak yapılır. Bütün kişileştirmeler kapalı istiare yaratır. Örneğin Yahya Kemal'in :"Yedi yüz yıl süren hikâyemizi/Dinlemiş ihtiyar çınarlardan." dizelerinde "çınar" insana benzetilmiş ancak benzetilen "insan" kullanılmamıştır. Bu bir kapalı istiare örneğidir

benzetmenin asıl unsuru olan benzeyen ve benzetilenden yanlızca biri kullanılarak yapılır.
a) (bkz: açık istiare): Benzeyenin bulunmayıp yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
Örnek: Bugün gökten inciler yağıyordu. kurban olayım yataktaki kuzuya.
Açık istiare:benzeyen ya da benzetilen kullanarak yapılan benzetmelere denir.


b) (bkz: kapalı istiare):Benzetilenin bulunmayıp yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir.
Örnek: Ay, altın ağaçlardan yere damlıyordu.
Kapalı istiare:sadece, benzeyene yer verilerek yapılan istiareye denir.
Deyim aktarması:istiareye verilen bir diğer isim. doğadan insana, doğadan doğaya, insandan doğaya yapılan aktarmalarla gerçekleşir.
1) TEŞBİH(BENZETME) nedir
Sözü daha etkili duruma getirmek için aralarında ilgi bulunan iki unsurdan güçsüzü olanı güçlü olana benzetmektir.
Benzetmede dört unsur bulunur:
a)Benzenen b)Benzetilen c)Benzetme Yönü d)Benzetme Edatı
Bu öğelerin kullanılıp kullanılmaması açısından da üç çeşit benzetme vardır:
— Çocuk tilki gibi kurnaz biriydi.
—Minik yavrucak elma gibi kıpkırmızı yanaklarıyla gülücükler saçıyordu…
—Bizim de kalbimizi kımıldatır yerinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi zeybeğin
—Binalar kale gibi olduğundan içeri
B.tilen B.nen B.E
girilemiyordu.
—Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
B.tilen B.yen
—Karısına yıllarca cehennem hayatı yaşattı.
B.tilen B.yen
—Muavin,yolculara: Pamuk eller cebe!
B.tilen B.yen
diye bağrıyordu.
2) İSTİARE(EĞRETİLEME) nedir
Benzetmenin asıl unsuru olan benzeyen ve benzetilenden yalnızca biri kullanılarak yapılır.
a.)Açık İstiare:Benzeyenin bulunmayıp yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
b.)Kapalı İstiare:Benzetilenin bulunmayıp yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir.
—Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor. (A.İ)
—Ay,altın ağaçlardan yere damlıyordu.(K.İ)
Açtım avucumu altına tuttum.
—Ülkemizde üniversiteden mezun olmuş pek çok fidan artık iş de bulamıyor.(A.İ)
—Bahar gelince bir ağızdan şarkılar söyler kuşlar.(K.İ)
—Bugün gökten inciler yağıyordu.(A.İ)
—Galatasaray,Fenerbahçe kalesine gol yağdırdı.(K.İ)
—Genç adamın sözleri,kızın yüreğini yakıyordu.(K.İ)
—Sanat,hür bir ortamda boy atar.(K.İ)
—Kurban olam,kurban olam,
Beşikte yatan kuzuya.(A.İ)
3) KİNAYE nedir
Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanmaktır.
Uyarı:Kinayede daha çok mecaz anlam kastedilir.
—Mum dibine ışık vermez.
—Hamama giren terler.
—Taşıma su ile değirmen dönmez.
—Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
—Ateş düştüğü yeri yakar.
—Yaptığı hatayı anlayınca yüzü kızardı.
4) MECAZ-I MÜRSEL(AD AKTARMASI) nedir
Benzetme amaç güdülmeden bir sözün ilgili olduğu başka bir söz yerine kullanılmasıdır.
—İşe alınman için dün şirketle görüştüm.(İnsan)
—Yarın sınıfı 9/H sınıfı yapacak.(Öğrenci)
—Toplantıya Milliyet gazetesinin güçlü kalemleri de geldi.(Yazar)
—Nihatın golüyle tüm stat ayağa kalktı.(Seyirci)
—O evine çok bağlı bir insandır.(Ailesi)
—Bu olay üzerine bütün köy ayaklandı.(Halk)
—İstanbul’dan kalkan uçak az önce Adana’ya indi.(Havaalanı)
5)TEŞHİS(KİŞİLEŞTİRME) nedir
İnsan dışındaki canlı cansız varlıklara insan özelliği kazandırmaktır.
Her teşhiste aynı zamanda kapalı istiare vardır.
—Güzel gitti diye pınar ağladı.
—Menekşeler külahını kaldırır.
—Bir sarmaşık uyanıyordu uykusunda
Geriniyordu bir eski duvarın sıvasında.
—Toros dağlarının üstüne,
Ay un eledi bütün gece.
—O çay ağır akar,yorgun mu bilmem,
Mehtabı hasta mı,solgun mu bilmem.
—Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın,
Eskici dükkanında asma saat,
Çelik bir şal atmış omuzlarına.
—Yalnızlığın okşadığı kalbime,yağmurlar küskün,
En güzel türküyü bir kurşun söyler.
—Bu akşam sonbahar ne kadar serin,
Geceyi hasretle zaman.
6)İNTAK(KONUŞTURMA) nedir
İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır.Her intak sanatında teşhis sanatı vardır;ancak her teşhiste intak sanatı yoktur.
—Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin?
—Maymun şunu anlatmak istemişti fikrince:
Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince.
—Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
İçimde kanayan yara gibisin.
—Ey benim sarı tamburam!
Sen ne için inilersin?
İçim oyuk,derdim büyük
Ben onunçün inilerim
—Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı.
—Adam elini uzattı,tam onu koparacağı sırada menekşe: Bana dokunma!diye bağırdı.
7)TECAHÜL-İ ARİF nedir
Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi aktarmalıdır.
—Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz.
—Sular mı yandı,neden tunca benziyor mermer?
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
—Gökyüzünün başka rengi de varmış,
Su insanı boğar,ateş yakarmış.
—Şu karşıma göğüs geren,
Taş bağırlı dağlar mısın?
—Saçların dalgalı,boya mı sürdün?
Gelmiyorsun artık,bana mı küstün?
—İçimde kar donar,buzlar tutuşur,
Yağan ateş midir,kar mıdır bilmem.
8)HÜSN-İ TA’LİL nedir
Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini,gerçek sebebinin dışında başka,güzel bir nedene bağlamadır.
—Gül bahçesi sevgiliden haber geldiği için
Süslendi ve güzel kokular süründü.
—Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak.
—Senin o gül yüzünü görmek için
Sana güneş bakmak için doğuyor.
—Benim kaderime ve yalnızlığıma
Irmaklar bile ağladı.
—Rüzgar gökte bir gezinti,
Üşürüz her akşam vakti,
Ne sıcak vücutlar gitti,
Toprağı ısıtmak için.
—Güller kızarır utancından o gonca gül gülünce
Sümbül bükülür kıskancından kakül bükülünce.
—Bir an önce görülsün diye Akdeniz,
Toroslarda ağaçlar hep çocuk kalır.
—Toros dağlarının üstüne
Ay, un eledi bütün gece.
9) MÜBALAĞA (ABARTMA) nedir
Sözün etkisini güçlendirmek için bir şeyi olduğundan daha çok ya da olduğundan daha az göstermektir.
—Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış.
—Alem sele gitti gözüm yaşından.
—Bir ah çeksem dağı taşı eritir,
Gözüm yaşı değirmeni yürütür.
—Bir gün gökyüzüne otursam,
Evlerin tavanlarını birer birer açsam.
—Sıladan ayrıyım,gözümde yaşlar,
Sel olup taşacak bir gün derinden.
—Sana olan aşkım dağı taşı eritir,
Gözümdeki yaşlardan bir deniz olur.
—Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı.
—Sekizimiz odun çeker,
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu ,kaynatırım kaynamaz.
—Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem,sığmazsın.
—Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır.
10) TEZAT (KARŞITLIK) nedir
Aralarında ilgiden dolayı,birbirine zıt kavramları bir arada kullanmaktır.
—Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.
—Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
—İçimde kar donar,buzlar tutuşur,
Yağan ateş midir,kar mıdır bilmem.
—Sana çirkin dediler,düşmanı oldum güzelin.
—Yükseğinde büyük namlı karın var,
Alçağında mor sümbüllü bağın var.
—Gülmek ol,goncaya münasiptir,
Ağlamak bu,dil-i hazine gerek.
—Karlar etrafı bembeyaz bir karanlığa gömdü.
11) TEVRİYE (AMACI GİZLEME) nedir
İki değişik anlamı olan bir sözcüğün bir dize ya da beyitte iki anlamının da kullanılmasıdır.
—Tahir Efendi bize kelp demiz (Tahir:özel ad.)
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebim benim zira
İtikadımca kelp Tahirdir.
—Bu kadar letafet çünkü sende var,
Beyaz gerdanında bir de ben gerek.
—O güzel yüzün benli de,
Göğsün niye bensiz?
—Bak kalan bu kubbede hoş bir sada imiş,
Ben yarime gül demem,yarim bana gülmedi.
—Beyefendi ailenin güneşi,sen de ayısın.
—Sen gittin yaslara büründü cihan,
Soluyor dallarda gül dertli dertli.
—Şu köpek leşi de şurda fuzuli,
O kadar içerlediysen tut kıçından
Vur yere de çıksın içindeki ruhi.
12) TELMİH (HATIRLATMA) nedir
Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret etme sanatı.
—Vefasız Aslıya yol gösteren bu,
Keremin sazına cevap veren bu.
—Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor teshidi,
Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
—Ekmek Leyla oldu bire dostlarım,
Mecnun olup ardı sıra giderim.
—Şu Boğaz harbı nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
—Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım.
—Gökyüzünde İsa ile,
Tur dağında Musa ile ,
Elindeki asa ile,Msn Öğretmen öss kpss Gazeteler Sohbet hazır mesajlar ders izle Belirli Gün ve Haftalar Çanakkale savaşı şiir
Çağırayım Mevlam seni.
13) TARİZ (TAŞ ATMA) nedir
Bir kişiyi iğneleme,bir konuyla alay etme veya sözün tam tersini kastetmedir.
—Müftü Efendi bize kafir demiş.
—Tutalım ben ona diyem müselman.
—Lakin varıldıktan ruz-ı mahşere,
İkimiz çıkarız orda yalan.
—Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden.
—Tahir Efendi bize kelp demiş,
İltifatı bu sözde zehirdir,
Maliki mezhebim benim zira,
İtikadımca kelp Tahirdir.
—Bir nasihatım var zamana uygun,
Tut sözümü yattıkça yat uyuma,
Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye,
El için yok yere yanma.
—O kadar zeki ki bütün sınıfları çift dikiş gidiyor.
14) TEKRİR nedir
Anlatımı güçlendirmek için bir sözü sık sık tekrar etmektir.
—Beni bende demen,ben değilim,
Bir ben vardır,bende benden öte.
—Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola oğlu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz.
—Ben güzele güzel demem,
Güzel benim olmayınca.
—Seni tanımadan önce ben,ben değildim,
Seni tanıdıktan sonra aslında bensizliğin sensizliğin olduğunu anladım.
—Gece midir insanı hüzünlendiren,
Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için,
Geceyi bekleyen?
Yoksa ben miyim seni düşünmek için,
Geceyi bekleyen?
Gece midir seni bana düşündüren?
15) TENASÜP (UYGUNLUK)
Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır.
—Deli eder insanı bu dünya,
Bu gece,bu yıldızlar,bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.
—Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
—Arım,balım,peteğim,
Gülüm,dalım,çiçeğim,
Bilsem ki öleceğim,
Yine seni seveceğim,
—Güller kızarır o gonca gül gülünce,
Sümbül bükülür kıskancından kalül bükülünce
—Bu akşam ışık olduk,renk olduk,ses olduk,
Yeniden kışla olduk,asker olduk,tüfek olduk.
16) LEFF-Ü NEŞR nedir
Bir dizede iki ya da daha fazla kavramdan bahsettikten sonra diğer dizede onlarla ilgili açıklama yapmaktır.
—Bakışların fırtına,
Duruşun durgun su,
Biri alabora eder,
Biri boğar.
—Gönlümde ateştin,gözümde yaştın,
Ne diye tutuştun,ne diye taştın.
—Ben bir sedefim,sen nisan bulutu,
Ver damlaları,al yuvarlak inciyi.
17) İSTİFHAM(SORU SORMA) nedir
Anlatımı daha etkili hale getirmek için cevap alma amacı gütmeden soru sormaktır.
—Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
—Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
—Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
—Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın?
—Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?Şaşarım!
—Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
18) TEDRİC nedir
Birbiriyle ilgili kavramların bir derece gözetilerek sıralanmasıdır.
—İki asker,mızrak mızrağa,kılıç kılıca,hançer hançere vuruşmaya başladı.
—Makbar,makber değil;bir türbe,türbe değil;bir mabet,mabet değil;bir küre,küre değil;bir sonsuz uzay.
19) NİDA (SESLENME) nedir
Şiddetli duyguları,heyecanları coşkun bir seslenişle anlatmadır.Daha çok ay,ey,hay,ah ünlemleriyle yapılır.
—Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü!
—Ey benim sarı tamburam!
Sen ne için inilersin?
—Çatma kurban olayım ey nazlı hilal!
20) CİNAS nedir
Yazılışları aynı,anlamları farklı sözcüklerin bir arada kullanılmasıdır.
—Niçin kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden ayrılmam götürseler asmaya.
—Göl kıyısındaki sazların arasında bir saz sesi geliyordu.
— Kara gözler,
Sürmeli kara gözler,
Gemim deryada kaldı,
Gözlerim kara gözler.
—Kalem böyle çalınmıştır yazıma,
Yazım kışıma uymaz,kışım yazıma.
—Böyle bağlar,
Yar başın böyle bağlar,
Gül açmaz,bülbül ötmez,
Yıkılsın böyle bağlar.
21) ALİTERASYON nedir
Dize ya da mısrada ahenk oluşturacak şekilde, aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasıdır.
—Eylülde melül oldu gönül soldu lale
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hale.
—Seherde seyre koyuldum semayı deryayı.
—Kara toprak içinde kara karıncayı karanlık gecede görür.
—Beyaz gerdanında bir de ben gerek.
22) SECİ nedir
Düz yazıda cümle içinde yapılan uyağa denir.
—İlahi,kabul senden,ret senden;şifa senden,dert senden İlahi,iman verdin,daim eyle;ihsan verdin,kaim eyle.
—Ten cübbesi çak gerek,gönül evi pak gerek.
—Ey gönlümün nuru,gönüllerin süruru!
—De gül idim ben sana mail sen ettin aklımı zail.
Kaynak: www.englishpage.blogcu.com

1. TEŞBİH (BENZETME): Aralarında türlü yönlerden benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçsüz durumda olanı daha üstün olana benzetmektir. Dört ögesi vardır. (Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı).
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.
Benzeyen benzetilen benzetme benzetme
Edatı yönü
Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan
Benzetilen benzetme benzetme
Edatı yönü
Askerlerimiz aslan gibi kuvvetlidir.
Benzeyen benzetilen benzetme benzetme
Edatı yönü
A) TEŞBİH-İ BELİĞ (GÜZEL BENZETME): Sadece benzeyen ve benzetilen ögelerle yapılan benzetmedir. Benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmaz.
Gürz ayaklı
Kalkan elli
Sancaktar olduğu
Sancak tutuşundan belli
F.H.Dağlarca
* Divan edebiyatındaki mazmunların çoğo teşbih-i beliği sanatına örnektir.
Servi boy, elma yanak, gonca ağız, kiraz dudak……….
B) YAYGIN BENZETME: Benzeyenle benzetilen arasındaki birden çok özelliklerin sıralanmasıyla yapılan benzetmedir.
Aşağıdaki örnekte “vatan” bir çınara benzetilmiştir.
ÇINAR
Hani bir gün seninle Topkapı’dan
Geliyorduk; yol üstü bir meydan
Bir çınar gördük; Enli, boylu, vakur
Bir ağaç; hiç eğilmemiş, mağrur
Koca bir gövde, belki altı asır
Belki ondan da fazla dalgın, ağır
Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş;
Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş,
…………………….
Tevfik Fikret
 
2) İSTİARE (EĞRETİLEME): Benzetme sanatının temel ögelerinden benzeyen ve benzetilenden sadece birinin kullanılmasıyla yapılan benzetmeye denir. Diğer bir deyişle, bir şeyi kendi adının dışında türlü yönlerden benzediği başka bir şeyin adıyla anma sanatıdır. Bu bakımdan istiare hem bir benzetme hem de mecaz sanatıdır.
 
A) AÇIK İSTİARE:
Benzetme ögelerinden yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
“Aslanlarımız düşmanı denize döktüler”(askerlerimiz ve aslan arasında bir benzeme ilişkisi kurulu askerler neye benzetiliyor aslanlar’’aslan’’ a benzetilenle istiare yapılıyor(açık istiare var)
Burada benzeyen (benzetme bakımından zayıf olan öge, yani askerler) söylenmemiş, kendisine benzetilen (benzetme bakımından güçlü olan öge, yani aslan ve güneş) söylendiğine göre bu benzetmeler “açık istiare”dir.
“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor”.

Yukarıdaki örneklerde altı çizili sözcüklerde, askerlerimizle, “aslan” ve “güneş” arasında birer benzetme yapılmıştır. Burada benzeyen (benzetme bakımından zayıf olan öğe, yani askerler) söylenmemiş, kendisine benzetilen (benzetme bakımından güçlü olan öğe, yani aslan ve güneş) söylendiğine göre bu benzetmeler “açık istiare”dir.
 
B) KAPALI İSTİARE: Benzetme öğelerinden sadece benzeyenin bulunduğu (kendisine benzetilenin bulunmadığı) benzetme sanatına “kapalı istiare” denir.
“Askerlerimiz, kükreyerek düşmana saldırdı”.
Yukarıdaki örnekte askerler, aslana benzetilmiştir. Güçlü olan öge yani aslan (benzetilen)söylenmemiş, sadece benzeyen söylenmiş olduğundan bu benzetme bir “kapalı istiare”dir. (Kişileştirme sanatının bulunduğu her dizede kapalı istiare de vardır).
Kıyı takmış yaprağını gülünü
Mahzun hudutların ötesinde akan sular
Boynu bükük adalar, tanıyor sanki bizi.
C) YAYGIN İSTİARE: Benzetmenin temel öğelerinden yalnız biriyle, çok sayıda benzerlikleri sıralayarak yapılan istiaredir. Örneğin Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” adlı şiirinde “ruh” söylenmemiş (benzeyen), Benzetilen yani “gemi” söylenmiştir.
________________________________________
3) MECAZ: Bir sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatıdır.
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Yunus Emre
Yukarıdaki dörtlükte “yanmak”, aşağıdaki dörtlükte de “deynek” sözcüğü mecaz sanatına örnektir.
Anavarza at oynağı
Kana bulanmış gömleği
Kıyman a zalimler kıyman
Kör karının bir deyneği
________________________________________
4) MECAZ-I MÜRSEL (MÜRSEL MECAZ): Bir sözün benzetme amacı gütmeden gerçek anlamının dışında başka bir sözün ya da kavramın yerine kullanılmasıdır. Kavramlar arasında benzetmenin dışında, gerçek veya mecazlı anlamlar arasında parça-bütün, özel-genel, neden-sonuç…..gibi ilgiler bulunur.
Anadolu, hepimize hınç ve şüpheyle bakıyor.
Anadoluda yaşayanlar
Çankaya, bu gelişmelere sessiz kalamazdı.
Cumhurbaşkanlığı
makamı
O, beyaz perdenin en güzel sanatçısıdır.
Sinema
Çatma, kurban olayım çehreni ay nazlı hilâl.
Türk bayrağı
Sobayı yaktınız mı?
Odun/kömür
O, ülkemizin en güçlü raketlerinden biridir.
Tenis oyuncusu
Siz, hiç Yaşar Kemal’i okudunuz mu?
Eserleri
Son günlerde Vivaldi dinliyorum.
Eserleri
Gökten bereket yağıyor.
Yağmur
________________________________________
5) KİNAYE: Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanma sanatıdır.
Ey benim sarı tanburam Ben toprak oldum yoluna
Sen ne için inilersin Sen aşırı gözetirsin
İçim oyuk derdim büyük Şu karşıma göğüs geren
Ben onun’çün inilerim Taş bağırlı dağlar mısın?
Yunus Emre
Yukarıdaki dörtlüklerde altı çizili sözcükler hem gerçek hem de mecaz anlamlarını düşündürecek şekilde kullanılmıştır.
________________________________________
6) TEVRİYE: İki ya da daha çok anlamı olan bir sözün yakın ve uzak anlamlarını birlikte kastetme sanatıdır.
Bana Tahir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir.
Mâliki mezhebim benim zirâ
İtikadımca kelp tâhirdir.
Tahir: 1) Özel isim;2) Temiz
Kelp: Köpek
________________________________________
7) TARİZ: Söylenen sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir. Genellikle bir kişiyi ya da durumu iğnelemek, alaya almak için yapılır.
Bir yetim görünce döktür dişini
Bozmaya çabala halkın işini
Günde yüz adamın vur kır dişini
Bir yaralı sarmak için yeltenme
Huzuri
________________________________________
8-)TEŞHİS VE İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE KONUŞTURMA): İnsana özgü niteliklerin başka varlıklara aktarılmasına, onlara kişilik kazandırılmasına “teşhis”; onların konuşturulmasına da “intak” denir. İntak sanatının bulunduğu her yerde teşhis sanatı da vardır.
Toros dağlarının üstüne Batı isteyü haktan ayrıldım
Ay un eledi bütün gece Boynuz umdum kulaktan ayrıldım.
(Hârname, Şeyhi)
 
Masallar ve fabller, teşhis ve intak sanatına an çok rastlanan türlerdir.
Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona
Dedi ki: ”Kardeşciğim artık dostuz;
Müjde getirdim sana in de öpüşelim;
Barış oldu hayvanlar arasında.”
________________________________________
9) TENASÜP (UYGUNLUK): Bir dize, beyit ya da dörtlük içinde anlamca birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanma sanatıdır.
Lâleyi sümbülü, gülü hâr almış.
Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış.
Bu beyitte lâle, sümbül, gül, hâr (diken) arasında ayrıca zevk, şevk ve âh, zâr sözcükleri arasında tenasüp sanatı vardır.
________________________________________
10) LEFF Ü NEŞR: Genellikle bir beyit içinde birinci dizede en az iki şey söyleyip, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşılıkları verme sanatıdır.
Bâran değil, şafak değil, ebr-i seher değil
Gözyaşıdır, ciğer kanıdır, dâd-ı ah’tır.
Bu dizelerde bârana (yağmur) karşılık olarak gözyaşı, şafağa (güneşe batarkenki kızıllık) karşılık olarak ciğer kanı, ebr-i seher’e (sabah bulutu) karşılık olarak dud-ı ah (ah’ın dumanı) verilmiştir.
Bağ-ı dehrin hem baharın hem hazanın görmüşüz.
Bir neşatın da gamın da rüzgarın görmüşüz.
________________________________________
11) TECAHÜL-İ ARİF: Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir.
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı benim bunda günahım
Nahifi
Ey şuh Nedima ile bir seyrin işittik
Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde
Nedim
Yukarıdaki dizelerde şairler kendi yaşadıkları olayları bilmiyormuş gibi sorarak tecahül-i arif sanatı yapmışlardır.
________________________________________
12) HÜSN-İ TALİL (GÜZEL NEDENE BAĞLAMA): Herhangi bir gerçek olayın meydana gelmesini hayali ve güzel bir nedene bağlamaktır.Ancak bu nedenin kesin bir yargıya dayanması gerekir. Hüsn-i talil’de de tecâhül-i arif’te olduğu gibi gerçek bir nedeni bilmezlikten gelme gibi bir durum vardır. Hüsn-i talil’i, tecâhül-i ariften ayıran yön, gerçek bir olayın hayali nedene bağlanmasıdır.
“Güzel şeyler düşünelim diye yemyeşil oldu ağaçlar”
(İlkbaharda doğanın uyanması, ağaçların yapraklanması gibi gerçek bir olay, hayali bir nedenle açıklanmış).
“Güller ki yüzünün renginden utandıkları için kızardılar”.
Niçin sık sıkbakarsın öyle mirat-ı mücellâya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir
Nedim
(Mirat-ı mücellâ: Parlak ayna)
________________________________________
13) MÜBALAĞA (ABARTMA): Bir sözün etkisini güçlendirmek amacıyla bir şeyi ya olamayacağı bir biçimde anlatmak ya da olduğundan pek çok veya pek az göstermektir.
Alem sele gitti gözüm yaşından.
Söyle nâz uykusuna varmış o yâr ey Bâki
Ki cihan halki figan eylese bidâr olmaz.
Merkez-i hâke atsalar da bizi
Kürre-i arzı patlatır çıkarız.
Namık Kemal
(Yerkürenin merkezine de atsalar bizi, yerküreyi parçalar yine dışarı çıkarız).
________________________________________
14) TEZAT (KARŞITLIK): Birbirine karşıt düşüncelerin, kavramların, duyguların bir arada kullanılmasıdır.
Ne siyah eylemiş bu nasiyeyi
Saçımı bembeyaz eden bahtım.
Abdülhak Hamit
(Nasiye: alın)
Ne efsun-kâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten
Namık Kemal
(Ey özgürlük ne kadar büyüleyiciymişsin, tutsaklıktan kurtulduk ama bu kez de senin tutsağın olduk).
________________________________________
15) TEKRİR: Sözün etksini güçlendirmek amacıyla anlamın üzerinde yoğunlaştığı sözcük ya da söz öbeklerini arka arkaya yinelemektir.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Necip Fazıl
Büyüksün ilahi büyüksün büyük
Büyüklük yanında kalır pek küçük
Ali Haydar Bey
________________________________________
16) NİDA (SESLENME): Şairin çok duygulanması ve heyecanlanması sonucunu doğuran olayları ve varlıkları gözönüne getirip “ey, hey” gibi ünlemlerle onlara seslenmesidir.
Ey köhne Bizans, ey koca fertut-i musahhir
Ey bin kocadan arta kalan bive-i bâkir.
(Sis, Tevfik Fikret)
________________________________________
17) İSTİFHAM: Yanıt alma amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için, anlatılmak istenenlerin soru biçiminde anlatılmasıdır.
Beni candan usandırdı cefadan yâr usanmaz mı
Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı
Fuzuli
Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksek kaldırım’da güpegündüz?
Melahat’i almışım da sonra
Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Orhan Veli
________________________________________
18) TELMİH (HATIRLATMA): Söz arasında herkesçe bilinen geçmişteki bir olaya, ünlü bir kişiye bir inanca ya da yaygın bir atasözüne işaret etmek, onu anımsatmaktır. Telmih edilen şey uzun uzadıya açıklanmaz, bir iki sözcükle anımsatılır.
Gökyüzünde İsâ ile
Tur dağında Musâ ile
Elindeki asâ ile
Çağırayım Mevlam seni
Yunus Emre
(Birinci dizede “Hz. İsa’nın göğe çıktığı inancı”na, ikinci dizede “Hz. Musa’nın Tur-ı Sinâ dağında Tanrı ile konuşması” olayına ve üçüncü dizede de yine “Hz. Musa’nın yere atınca yılan olan asasıyla gösterdiği mucizelere” telmih vardır).
________________________________________
________________________________________
SÖZ SANATLARI
19) CİNAS: Söyleniş ve yazılışları bir, anlamları farklı sözcükleri (sesteş, eşsesli) bir arada kullanma sanatıdır. (Aynı zamanda bir uyak türüdür).
Kısmetindir gezdiren yer yer seni
Göğe çıksan âkıbet yer yer seni.
İbni Kemal
Her nefeste eyledik yüz bin günah
Bir günaha etmedik hiç bir gün ah
Lâedri
________________________________________
20) ALİTERASYON: Aynı ses ya da hecelerin bir ahenk yaratmak amacıyla tekrarlanmasıdır.
Dest-busi arzusıyle ölürsem dostlar (“S”)
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
Fuzuli
Kara pulat uz kılıcım tartmayınca
Kara börklü koca başın kesmeyince
Alca kanın yer yüzüne tökmeyince
Karındaşım Kayan kanın almayınca
Komazım……….
Dede Korkut
________________________________________
21) SECİ: Nesirde yapılan kafiyeye “seci” denir.
“İlahi her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlahi elime her ne sundunsa anı tattım. İlahi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter. İlahi vücudum bahçesine ne diktinse o biter.”
Sinan Paşa
________________________________________
22) SEHL-İ MÜMTENİ: Söylenmesi kolay göründüğü halde, benzerinin yazılması veya söylenmesi çok güç olan sözlere ya da yazılara denir.
Ete kemiğe büründüm
Yunus diye göründüm
Yunus Emre
(Şair bütün tasavvuf felsefesini, az sözle çok güçlü bir şekilde ifade etmiştir).
________________________________________
23) İCAZ: Bir düşünceyi çok az sözcükle özlü bir şekilde anlatmadır. Kısaltmanın anlamı güçleştirmemesine dikkat edilir. Buna icaz-ı muhil denir. Az söz yüklü anlamla ifadeye makbul icaz denir. Atasözleri, vecizeler, hikmetli sözler bu gruba girer. Makbul icaz iki türdür: Hafz yoluyla icaz: Anlama zarar vermeyecek şekilde bazı sözcükler atılır. Bu cümle çıkarılarak da yapılabilir. Sözcük çıkarmaya icaz bil-harf denir. Örnek:
Bir pâreye bini âferinin
Pâpûşu atıldu Gevherî’nin
Ziya Paşa
Şair burada “papucu dama atıldı’yı “papucu atıldı” diye kısaltmış.
İcaz, cümle çıkarılarak yapılırsa icaz bi’l cümel adını alır. Örnek:
“Ahmet ders çalışsaydı” Burada “başarılı olacaktı” cümlesi çıkarılmış.
Tazammum yoluyla icaz: İfadeden sözcük ve cümle atılmadan yapılan icazdır. İki türü vardır.
İcaz bi’t-takdîr: Amaç az sözcükle anlatılırken ihatalı anlam da çıkar. Örneğin “Ateş düştüğü yeri yakar”.
İvaz bi’l-kasr: Hiçbir sözcük atılmadan anlamca zengindir. Örneğin “Akacak kan damarda durmaz” gibi.
 
Bu içerik internet kaynaklarından yararlanılarak sitemize eklenmiştir.



TELMİH:Edebiyatta, bilinen bir olay ,kişi, nükte,fıkra,atasözü ve benzerini dolaylı biçimde anlatma sanatıdır.Telmihin başarılı olması için okuyucunun dolaylı yoldan anlatıma konu olan düşünceyi kolayca anlyabilmesi gerekir.Divan edebiyatında özellikle dinsel öyküler,din büyükleri ile kahramanları, kuran ayetleri ve mesnevi kahramanları telmih konusu olmuştur.
 
TELMİH SANATI İLGİLİ ÖRNEKLER
www.teknolojiweb.net
DONKİSOT
Olumsuz gençliğin şovalyesi,
ellisinde uyup yüreğinde çarpan aklına
bir Temmuz sabahi fethine çıktı
guzelin, dogrunun ve haklının:
Önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun ve kahraman Rosinant’ı.
Bilirim, hele bir duşmeye gör hasretin halisine, www.teknolojiweb.net
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yurek,
yolu yok, Don Kisot’um benim, yolu yok,
yel değirmenleriyle dovüşülecek.
Haklısın, elbette senin Dulsinya’ndır dünyanın en guzel kadını,
elbette sen haykıracaksın bunu
bezirganların suratına,
ve alaşaği edecekler seni
bir temiz pataklayacaklar seni.
Fakat sen, yenilmez şovalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin
ağır, demir kabuğunun içinde
ve Dulsinya bir kat daha guzelleşecek. www.teknolojiweb.net
Nazım Hikmet
YALNIZLIK MACERASI
Aşık mı olmadım taparcasına *Şair burada;
Bir Mecnun geçti o çöllerden bir de ben Mecnun, Ferhat, Kerem gibi çileli bir aşık
Diz mi çektirmedim alemde Kerem gibi olduğunu fakat sevgilisinin Leyla, Aslı ve
Ferhat gibi gürz mü sallamadım dağlara Şirin gibi vefasız olduğunu telmih sanatı ile
Ne Leyla yar oldu bana ne Aslı ne Şirin anlatıyor.
Cahit Sıtkı Tarancı
ROBENSON
Robenson, halden bilir Robenson, www.teknolojiweb.net
Adan hâlâ batmadıysa eğer,
Alıp götürsen beni oraya, *Burada şair; Başını dinlemek ve yalnız kalmak
Deniz yolu kapanmadan evvel! için Robenson gibi yaşamayı telmih sanatı ile anlatıyor.
Robenson, akıllı Robenson’um, www.teknolojiweb.net
Ne imreniyorum sana bilsen!
Göstersen adana giden yolu;
Başımı dinlemek istiyorum.
Cahit Sıtkı Tarancı
 
KARASEVDA
Bir kere sevdaya tutulmaya gör; *Şair bu şiirde; Aşkın mecnun misali insanı yaktığını
Ateşlere yandığının resmidir. Telmih ediyor.
Aşık dediğin, Mecnun misali kor;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.
Cahit Sıtkı Tarancı
MİMAR
Hep biliriz dünya fani *Şair burada; Adem atadan bu yana nice insanın
Oyalıyor seni beni gelip geçtiğini ,dünyanın fani olduğunu telmih
Adem atadan bu yana ediyor.
Nice insan gelmiş gitmiş
AŞIK VEYSEL
 
Ger Gör Beni Aşk Neyledi

Mecnun oluban yürürüm
O yari düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum *burada şair ; Tanrı aşkının kendisini mecnun gibi
Gel gör beni aşk neyledi yaptığını telmih sanatıile anlatıyor.
Miskin Yunus biçâreyim
Baştan ayağa yâreyim
Dost ilinden âvâreyim
Gel gör beni aşk neyledi
Yunus emre
Kaynak: Bu içerik internet kaynaklarından yararlanılarak sitemize eklenmiştir

 

 

 

 

   

bugün 22 ziyaretçi (96 klik) burdaydı!
geri git ileri git hakkımda


online
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=